<?xml version="1.0" encoding="iso-8859-9"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Forumeq/-Dikkat Bağımlılık Yapar - Tüm Forumlar]]></title>
		<link>http://www.forumeq.org/</link>
		<description><![CDATA[Forumeq/-Dikkat Bağımlılık Yapar - http://www.forumeq.org]]></description>
		<pubDate>Mon, 08 Sep 2008 17:27:21 +0300</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Forumeq Kendini Toparlıyamıyor..]]></title>
			<link>http://www.forumeq.org/showthread.php?tid=165</link>
			<pubDate>Sun, 07 Sep 2008 17:53:40 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.forumeq.org/showthread.php?tid=165</guid>
			<description><![CDATA[Ewet arkadaşlar Forumeq i sıfırladıktan sonra eski haline bi türlü ceviremedik ve googlede Olan hitlerin hepsi Düştü Belki Snal Basında İsmimiz Bile Kalmadı Bunların Hepsi Bizim Sorunumu...Artık eski Üyelerimiz Bile siteye Girmiyor Ziyaret edip gidiyor Konu Olmadıgı İçin Bizde admin olarak Görevlerimizi Yapamıyoruz Ve sitemiz Kendini Toparlıyamadı eski db mizdeki sorunlar Çözülünce İnş Yeniden burda olucaz .....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Ewet arkadaşlar Forumeq i sıfırladıktan sonra eski haline bi türlü ceviremedik ve googlede Olan hitlerin hepsi Düştü Belki Snal Basında İsmimiz Bile Kalmadı Bunların Hepsi Bizim Sorunumu...Artık eski Üyelerimiz Bile siteye Girmiyor Ziyaret edip gidiyor Konu Olmadıgı İçin Bizde admin olarak Görevlerimizi Yapamıyoruz Ve sitemiz Kendini Toparlıyamadı eski db mizdeki sorunlar Çözülünce İnş Yeniden burda olucaz .....]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[asas alınır]]></title>
			<link>http://www.forumeq.org/showthread.php?tid=164</link>
			<pubDate>Wed, 06 Aug 2008 16:48:22 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.forumeq.org/showthread.php?tid=164</guid>
			<description><![CDATA[beyler lwl 60 üstü asas alınır .elinde shard varsa tabiki cheguvara0 pm atabilirsiniz fiyatla anlaşabilirsek iyidir]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[beyler lwl 60 üstü asas alınır .elinde shard varsa tabiki cheguvara0 pm atabilirsiniz fiyatla anlaşabilirsek iyidir]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Padişahlarının Ölüm Sebepleri]]></title>
			<link>http://www.forumeq.org/showthread.php?tid=163</link>
			<pubDate>Mon, 04 Aug 2008 20:49:29 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.forumeq.org/showthread.php?tid=163</guid>
			<description><![CDATA[smanlı Padişahlarının Ölüm Sebepleri<br />
<br />
<br />
Osman Gazi: Felç<br />
<br />
Orhan Gazi: Depresyon<br />
<br />
I. Murat: Şehit edildi (Savaş meydanında şehit olan tek Osmanlı Padişahı).<br />
<br />
Yıldırım Bayezid: İntihar<br />
<br />
Çelebi Mehmet: Dizanteri / Zehir / Felç (?)<br />
<br />
II. Murat: Felç<br />
<br />
Fatih Sultan Mehmet: Nikris &#8211; Şeker &#8211;Zehir (?)<br />
<br />
II. Bayezid: İntihar<br />
<br />
Yavuz Sultan Selim: Kanser<br />
<br />
Kanuni Sultan Süleyman: Felç<br />
<br />
II. Selim: Alkol &#8211; Düşme (Topkapı Sarayı&#8217;nda hamamda yıkanırken ayağı kaydı düştü).<br />
<br />
III. Murat: Felç<br />
<br />
III. Mehmet: Depresyon &#8211; Felç<br />
<br />
I. Ahmet: Tifüs<br />
<br />
I. Mustafa: (?)<br />
<br />
Genç Osman (II) : Boğduruldu<br />
<br />
IV. Murat: Siroz &#8211; Nikris (?)<br />
<br />
İbrahim: Boğduruldu<br />
<br />
IV. Mehmet: Nikris &#8211;Depresyon &#8211; Zehir (?)<br />
<br />
II. Süleyman: İstiska&#8217;<br />
<br />
II. Ahmet: Verem<br />
<br />
II. Mustafa: İstiska&#8217; &#8211; Prostat<br />
<br />
III. Ahmet: Zehir (?)<br />
<br />
I. Mahmut: Felç<br />
<br />
III. Osman: Felç<br />
<br />
III. Mustafa: Kalp yetmezliği<br />
<br />
I. Abdülhamit: Felç<br />
<br />
III. Selim: Boğduruldu<br />
<br />
IV. Mustafa: Boğduruldu<br />
<br />
II. Mahmut: Siroz &#8211; Verem<br />
<br />
Abdülmecit: Verem<br />
<br />
Abdülaziz: İntihar<br />
<br />
V. Murat: Şeker<br />
<br />
II. Abdülhamit: Kalp yetmezliği<br />
<br />
V. Mehmet (Reşat) : Kalp yetmezliği<br />
<br />
VI. Mehmet (Vahideddin) : Kalp yetmezliği]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[smanlı Padişahlarının Ölüm Sebepleri<br />
<br />
<br />
Osman Gazi: Felç<br />
<br />
Orhan Gazi: Depresyon<br />
<br />
I. Murat: Şehit edildi (Savaş meydanında şehit olan tek Osmanlı Padişahı).<br />
<br />
Yıldırım Bayezid: İntihar<br />
<br />
Çelebi Mehmet: Dizanteri / Zehir / Felç (?)<br />
<br />
II. Murat: Felç<br />
<br />
Fatih Sultan Mehmet: Nikris &#8211; Şeker &#8211;Zehir (?)<br />
<br />
II. Bayezid: İntihar<br />
<br />
Yavuz Sultan Selim: Kanser<br />
<br />
Kanuni Sultan Süleyman: Felç<br />
<br />
II. Selim: Alkol &#8211; Düşme (Topkapı Sarayı&#8217;nda hamamda yıkanırken ayağı kaydı düştü).<br />
<br />
III. Murat: Felç<br />
<br />
III. Mehmet: Depresyon &#8211; Felç<br />
<br />
I. Ahmet: Tifüs<br />
<br />
I. Mustafa: (?)<br />
<br />
Genç Osman (II) : Boğduruldu<br />
<br />
IV. Murat: Siroz &#8211; Nikris (?)<br />
<br />
İbrahim: Boğduruldu<br />
<br />
IV. Mehmet: Nikris &#8211;Depresyon &#8211; Zehir (?)<br />
<br />
II. Süleyman: İstiska&#8217;<br />
<br />
II. Ahmet: Verem<br />
<br />
II. Mustafa: İstiska&#8217; &#8211; Prostat<br />
<br />
III. Ahmet: Zehir (?)<br />
<br />
I. Mahmut: Felç<br />
<br />
III. Osman: Felç<br />
<br />
III. Mustafa: Kalp yetmezliği<br />
<br />
I. Abdülhamit: Felç<br />
<br />
III. Selim: Boğduruldu<br />
<br />
IV. Mustafa: Boğduruldu<br />
<br />
II. Mahmut: Siroz &#8211; Verem<br />
<br />
Abdülmecit: Verem<br />
<br />
Abdülaziz: İntihar<br />
<br />
V. Murat: Şeker<br />
<br />
II. Abdülhamit: Kalp yetmezliği<br />
<br />
V. Mehmet (Reşat) : Kalp yetmezliği<br />
<br />
VI. Mehmet (Vahideddin) : Kalp yetmezliği]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Osmanlı Donanması]]></title>
			<link>http://www.forumeq.org/showthread.php?tid=162</link>
			<pubDate>Mon, 04 Aug 2008 20:48:20 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.forumeq.org/showthread.php?tid=162</guid>
			<description><![CDATA[Osmanli denizciliginin temelinde, Anadolu Selçuklu Devleti, Aydinogullari ve Karesi Beyligi gibi komsu devlet ve beyliklerin teknik ve tesirleri bulunmaktadir. Gerçekten, Osmanli Beyligi gelisip denizlere ulastigi ve kiyi sahibi oldugu zaman, komsu Türk beyliklerinin gemilerinden istifade etmisti. Nitekim Rumeli'ye de bu beyliklerin gemileri ile geçmisti. Bununla beraber Osmanlilarin ilk zamanlarda küçük de olsa Karamürsel, Edincik ve Izmit'te tersane kurduklari bilinmektedir. Gelibolu'nun fethinden sonra burada bir tersane kurularak denizcilik yolunda ilk önemli adim atilmis oluyordu. Bundan baska Saruhan, Aydin ve Mentese beylikleri gibi denizde kiyisi olan beylikler, Osmanli Devleti'nin idaresine girince, onlarin tersanelerinden de istifade edilmisti. Böylece daha ilk dönemlerden itibaren tarih sahnesinde önemli rol alip hizmet yapacak olan muazzam bir devletin donanmasinin temelleri atilmis oluyordu. Gibbons'un ifadesine göre, Osmanlilardan önce Ege sahillerine yerlesmis bulunan Türklerden de Latinler gibi Akdeniz'de korsanlik yâpanlar vardi. Bunlar, Venedik ve Cenevizlilerin ticareti ile Yunanistan ve adalarda kalmis olan Latin prenslerinin hakimiyetleri için tehlike teskil etmeye baslamisti. Bu korsanlar daha sonra Osmanli donanmasinin hizmetine alinmislardi. Osmanli donanmasi, özellikle Yildirim Bâyezid zamaninda büyük bir gelisme göstermisti. Bu arada Sakiz ve Egriboz adalari ile Yunanistan'in dogusuna akinlarda bulunulmustu. Bu yüzden Venedikliler, Ceneviz gemileri ile birleserek Çanakkale Bogazindan içeri girmislerdi. Fakat Saruca Pasa komutasindaki on sekiz parçadan meydana gelmis olan Osmanli donanmasina yenilmislerdi. Buna karsilik Rodos sövalyeleri ve yeni gemilerle takviye edilen Venedikliler, Osmanli donanmasini maglup ettikleri gibi onu yakmislardi.<br />
<br />
Osmanli donanmasinin ikinci ciddi çatismasi Çelebi Sultan Mehmed zamaninda meydana gelmisti. Çali Bey komutasindaki Osmanli donanmasi, Ege'de Naksos dükaligina ait adalari vurduktan sonra 1415'te Venediklilerle savasti. Bu savasta Çali Bey sehid olmus, donanma da yok olurcasina zayiat verip maglub olmustu. Bu maglubiyetler, Osmanli denizciliginin gelismesini yavaslatmissa da, devletin büyüyüp gelismesinde, donanmaya olan ihtiyaci açikça ortaya koymustur. Bu anlayis, iyi bir donanmaya sahib olmak için gerekli çalismalarin hizlandirilmasina sebep olmustur. Nitekim Sultan II. Murad döneminde donanma, Karadeniz'de Trabzon Rum Imparatorlugu'nu tehdid edecek bir güce ulasmisti. Ayni donanma, Fâtih Sultan Mehmed zamaninda ve Istanbul'un fethi sirasinda Baltaoglu Süleyman Bey komutasinda önemli roller oynamisti. Bununla beraber henüz Venedik donanmasiyla boy ölçüsecek bir güce ulasamamisti. Bu sebeple Istanbul'un fethini müteakip, donanmanin daha da gelismesi için çalismalar yapildigi ve hatta Fâtih'in Trabzon seferi sirasinda Osmanli ordusuna denizden büyük destek sagladigi görülmektedir.<br />
<br />
Osmanli harp gemileri, Gelibolu ile Istanbul tersanelerinden baska Karadeniz, Marmara ve Akdeniz sahillerindeki birçok iskele ve mevkide yapilirdi. Donanmaya olan ihtiyaç sebebiyle bu hariç tersanelerde yapilacak gemilerin sayi ve çesitleri, hükümet tarafindan o mahallin kadilarina bildirildigi gibi bunlarin insa müddeti de tayin edilirdi. Bunlarin insasi için icab eden malzeme ile mühendis ve ustalar, ya mahallinden tayin olunur veya gönderilirdi. Onyedinci asrin ortalarina kadar her sene kirk tane kadirga yapilmasi kanundu. Daha sonraki tarihlerde bu kanun terk edilerek yavas yavas kalyon tipi gemilerin insasi ehemmiyet kazanmisti.<br />
<br />
Osmanlilarin, kurulustan itibaren XVI. asir sonlarina kadar kullandiklari gemilerin esasini çekdiri sinifindan gemiler teskil etmekteydi. Kürekle hareket eden gemiler, genellikle çekdiri sinifindandi. Bununla beraber yelkenli gemiler de vardi. Buna göre Osmanli donanmasinda biri kürekli ve yelkenli, digeri de sadece yelkenli olmak üzere iki çesit gemi bulunuyordu. Çekdirilerin en küçük gemisine Karamürsel, en büyügüne de Bastarde denirdi. Bastarde, kaptanin bindigi otuz alti oturakli en büyük savas gemisi idi ki, her oturaginda bes ila yedi kürekçi bulunurdu. Gemi mevcudu kürekçi, savasçi, topçu vs. ile birlikte sekiz yüz kadardi. Bunlardan baska gerek ince donanmada, gerekse büyük donanmada kullanilan gemilerden bazilari sunlardir: Uçurma, Varna bes çifteleri, Aktarma, Çete kayigi, Celiye, Kütük, Kancabas, Sayka, Sahtur, Çekelve, Kirlangiç, Firkate, Mavna, Kadirga. Yelkenlerle hareket eden gemilere gelince bunlar da iki ve üç direkli olarak iki kisimdi. Salope, Brik ve Uskuna iki direkli; Kalyon, Firkateyn ve Korvet üç direkli idiler]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Osmanli denizciliginin temelinde, Anadolu Selçuklu Devleti, Aydinogullari ve Karesi Beyligi gibi komsu devlet ve beyliklerin teknik ve tesirleri bulunmaktadir. Gerçekten, Osmanli Beyligi gelisip denizlere ulastigi ve kiyi sahibi oldugu zaman, komsu Türk beyliklerinin gemilerinden istifade etmisti. Nitekim Rumeli'ye de bu beyliklerin gemileri ile geçmisti. Bununla beraber Osmanlilarin ilk zamanlarda küçük de olsa Karamürsel, Edincik ve Izmit'te tersane kurduklari bilinmektedir. Gelibolu'nun fethinden sonra burada bir tersane kurularak denizcilik yolunda ilk önemli adim atilmis oluyordu. Bundan baska Saruhan, Aydin ve Mentese beylikleri gibi denizde kiyisi olan beylikler, Osmanli Devleti'nin idaresine girince, onlarin tersanelerinden de istifade edilmisti. Böylece daha ilk dönemlerden itibaren tarih sahnesinde önemli rol alip hizmet yapacak olan muazzam bir devletin donanmasinin temelleri atilmis oluyordu. Gibbons'un ifadesine göre, Osmanlilardan önce Ege sahillerine yerlesmis bulunan Türklerden de Latinler gibi Akdeniz'de korsanlik yâpanlar vardi. Bunlar, Venedik ve Cenevizlilerin ticareti ile Yunanistan ve adalarda kalmis olan Latin prenslerinin hakimiyetleri için tehlike teskil etmeye baslamisti. Bu korsanlar daha sonra Osmanli donanmasinin hizmetine alinmislardi. Osmanli donanmasi, özellikle Yildirim Bâyezid zamaninda büyük bir gelisme göstermisti. Bu arada Sakiz ve Egriboz adalari ile Yunanistan'in dogusuna akinlarda bulunulmustu. Bu yüzden Venedikliler, Ceneviz gemileri ile birleserek Çanakkale Bogazindan içeri girmislerdi. Fakat Saruca Pasa komutasindaki on sekiz parçadan meydana gelmis olan Osmanli donanmasina yenilmislerdi. Buna karsilik Rodos sövalyeleri ve yeni gemilerle takviye edilen Venedikliler, Osmanli donanmasini maglup ettikleri gibi onu yakmislardi.<br />
<br />
Osmanli donanmasinin ikinci ciddi çatismasi Çelebi Sultan Mehmed zamaninda meydana gelmisti. Çali Bey komutasindaki Osmanli donanmasi, Ege'de Naksos dükaligina ait adalari vurduktan sonra 1415'te Venediklilerle savasti. Bu savasta Çali Bey sehid olmus, donanma da yok olurcasina zayiat verip maglub olmustu. Bu maglubiyetler, Osmanli denizciliginin gelismesini yavaslatmissa da, devletin büyüyüp gelismesinde, donanmaya olan ihtiyaci açikça ortaya koymustur. Bu anlayis, iyi bir donanmaya sahib olmak için gerekli çalismalarin hizlandirilmasina sebep olmustur. Nitekim Sultan II. Murad döneminde donanma, Karadeniz'de Trabzon Rum Imparatorlugu'nu tehdid edecek bir güce ulasmisti. Ayni donanma, Fâtih Sultan Mehmed zamaninda ve Istanbul'un fethi sirasinda Baltaoglu Süleyman Bey komutasinda önemli roller oynamisti. Bununla beraber henüz Venedik donanmasiyla boy ölçüsecek bir güce ulasamamisti. Bu sebeple Istanbul'un fethini müteakip, donanmanin daha da gelismesi için çalismalar yapildigi ve hatta Fâtih'in Trabzon seferi sirasinda Osmanli ordusuna denizden büyük destek sagladigi görülmektedir.<br />
<br />
Osmanli harp gemileri, Gelibolu ile Istanbul tersanelerinden baska Karadeniz, Marmara ve Akdeniz sahillerindeki birçok iskele ve mevkide yapilirdi. Donanmaya olan ihtiyaç sebebiyle bu hariç tersanelerde yapilacak gemilerin sayi ve çesitleri, hükümet tarafindan o mahallin kadilarina bildirildigi gibi bunlarin insa müddeti de tayin edilirdi. Bunlarin insasi için icab eden malzeme ile mühendis ve ustalar, ya mahallinden tayin olunur veya gönderilirdi. Onyedinci asrin ortalarina kadar her sene kirk tane kadirga yapilmasi kanundu. Daha sonraki tarihlerde bu kanun terk edilerek yavas yavas kalyon tipi gemilerin insasi ehemmiyet kazanmisti.<br />
<br />
Osmanlilarin, kurulustan itibaren XVI. asir sonlarina kadar kullandiklari gemilerin esasini çekdiri sinifindan gemiler teskil etmekteydi. Kürekle hareket eden gemiler, genellikle çekdiri sinifindandi. Bununla beraber yelkenli gemiler de vardi. Buna göre Osmanli donanmasinda biri kürekli ve yelkenli, digeri de sadece yelkenli olmak üzere iki çesit gemi bulunuyordu. Çekdirilerin en küçük gemisine Karamürsel, en büyügüne de Bastarde denirdi. Bastarde, kaptanin bindigi otuz alti oturakli en büyük savas gemisi idi ki, her oturaginda bes ila yedi kürekçi bulunurdu. Gemi mevcudu kürekçi, savasçi, topçu vs. ile birlikte sekiz yüz kadardi. Bunlardan baska gerek ince donanmada, gerekse büyük donanmada kullanilan gemilerden bazilari sunlardir: Uçurma, Varna bes çifteleri, Aktarma, Çete kayigi, Celiye, Kütük, Kancabas, Sayka, Sahtur, Çekelve, Kirlangiç, Firkate, Mavna, Kadirga. Yelkenlerle hareket eden gemilere gelince bunlar da iki ve üç direkli olarak iki kisimdi. Salope, Brik ve Uskuna iki direkli; Kalyon, Firkateyn ve Korvet üç direkli idiler]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yavuz, 40 bin Alevi&#8217;yi kesti mi?]]></title>
			<link>http://www.forumeq.org/showthread.php?tid=161</link>
			<pubDate>Mon, 04 Aug 2008 20:47:12 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.forumeq.org/showthread.php?tid=161</guid>
			<description><![CDATA[Tarihi bir türlü siyasetten ayrı ele almayı beceremiyoruz. Tarih, siyasetin yakasından düşmediği sürece de, kafalarımızdaki savaş ve karanlık devam edecek gibi görünüyor. Neden mi söylüyorum bunları?<br />
<br />
Hatırlarsanız geçen hafta yeni bir ezber bozma girişiminde bulunmuş ve o &#8220;küçük fil&#8221;imizi tarihin zücaciye dükkânına Kasr-ı Şirin kapısından salmıştık. Demiştik ki, siyasetçilerimiz Kasr-ı Şirin&#8217;den beri İran sınırımızın değişmediğini, hatta İran&#8217;la 400 yıldır dost olduğumuzu söylüyorlar, halbuki bu tarihen yanlış bir bilgi.<br />
<br />
&#8216;Vay efendim sen ne demek istiyorsun?&#8217; Ne Bush&#8217;un yardakçısı olmadığım kaldı, ne İran&#8217;a saldırmak için diş bileyen kesime top toplayıcılığı yaptığım.<br />
<br />
Eğer yazımdan ille de bir siyasî sonuç çıkarılacaksa, bu çürük iddiamız karşısında Bush&#8217;un eli armut toplamayan &#8216;tarihçileri&#8217; de kalkıp, &#8216;Bakın, Kasr-ı Şirin&#8217;den bu yana İran&#8217;la en az 10 kez savaşmışsınız, sınırlarınızda delinmedik nokta kalmamış, bir kere daha delinse ne lazım gelir?&#8217; deseler ve bizi kendi silahımızla vurmaya kalksalar ne diyeceğiz? Bu işleri tarihçilere bırakalım mı?<br />
<br />
Yıllar önce Bakü&#8217;de bir müzeyi geziyoruz. Adının İrade olduğunu öğrendiğimiz hanım rehberimiz Şah İsmail&#8217;in Çaldıran savaşını Osmanlı topları yüzünden kaybettiğini ağlamaklı bir tonda anlatıyor. Besbelli hayranı olduğu Şah İsmail Çaldıran&#8217;da bir duvar teşkil eden toplarımızı geçemeyince hiddetinden kılıcıyla topun ağzına öyle bir vurmuş ki, tuncu paramparça etmiş!<br />
<br />
Burada efsanenin kendisine takılmayın derim. &#8220;Türk&#8221; olduğunu düşündüğümüz Azeri kardeşlerimizin bu savaşta Şah İsmail&#8217;in ordusunda saf tutmaları ve Yavuz&#8217;u saldırgan bir işgalci olarak görmeleriydi beni asıl şaşırtan.<br />
<br />
Bir de özellikle bazı Osmanlı karşıtı kesimlerin dillerine doladıkları ve maalesef İsmail Hami Danişmend gibi ateşli Osmanlı yanlısı &#8216;Sünniler&#8217;in de Şii-Alevi husumetlerinden ötürü köpürttükleri &#8216;Yavuz&#8217;un 40 bin Alevi&#8217;yi kestiği&#8217; söylentisi var. Ne yalan söyleyeyim, her iki kamp da bu tehlikeli ateşe odun taşımakta fevkalade mahirler. Halbuki Fethullah Gülen hocaefendinin yakınlarda yaptığı &#8216;mum söndü iftirası&#8217; hakkında sağduyuya çağıran konuşmasını okusalar, bu meseleye nasıl bir denge bilinciyle yaklaşacaklarına dair değerli ipuçlarını yakalayabilirlerdi.<br />
<br />
Yavuz Sultan Selim, Doğu&#8217;da namağlup unvanına sahip Şah İsmail&#8217;in adamlarının Tokat&#8217;ı ele geçirip kendi adına hutbe okuttuğu, hatta Kütahya önlerine kadar geldiği, Bursa&#8217;yı tehdit ettiği ve Rumeli&#8217;deki kardeşleriyle buluşmalarına ramak kaldıkları bir ortamda tahta çıkmış buldu kendisini. Üstelik de bir Osmanlı şehzadesi olan yeğeni Murad, Şiiliği kabul etmiş ve Şah İsmail&#8217;in yanına kaçmıştı. Yani Safevi etkisi, bırakın halka yayılmayı, bizzat saraya kadar girmişti.<br />
<br />
Burada özellikle belirtmek istiyorum ki, Yavuz&#8217;un birinci sorunu, bir inanç olarak Alevilik değil, Fransız tarihçi Jean-Louis Bacque-Grammont&#8217;un akıl dolu deyişiyle, Safevi Devleti&#8217;nin Anadolu&#8217;daki Alevileri &#8216;beşinci kol&#8217;, yani istihbarat unsuru olarak, daha da önemlisi, devleti yıkacak tertipler içine girecek potansiyel bir işbirlikçi güç olarak kullanmaya kalkmasıydı. Şah İsmail&#8217;in gerçek niyetinin Osmanlı&#8217;yı Şiî bir devlete dönüştürerek bir darbede başına geçmek olduğuna ve bu uğurda çalıştığına dair güçlü kanıtlar bulunuyor. Nitekim 1511 Nisan-Temmuz aylarında Bursa&#8217;dan Antalya ve Kayseri&#8217;ye kadar yayılan, Anadolu&#8217;nun büyük bölümünün yakılıp yıkılmasına ve 50 bin insanın ölümüne yol açan Şahkulu isyanı da gerçek bir ders olmuştur Yavuz&#8217;a.<br />
<br />
Anadolu&#8217;daki Aleviler ya İran&#8217;a göç edip Şah İsmail&#8217;in saflarına katılıyor veya muhtemel bir Anadolu seferinde ona destek vereceklerine dair işaretler veriyorlardı. Osmanlı Devleti&#8217;nin 1402&#8217;de içine yuvarlandığı fetret devri yeniden yaşanacak mıydı? Bu soru, 112 yıldır hiç bu kadar sarsıcı olmamıştı.<br />
<br />
Bunun üzerine Yavuz, hem İran&#8217;a insan kaynağı sağlayan göçü önlemek, hem de Safeviler üzerine düzenleyeceği seferde arkasını sağlama almak için Mustafa Akdağ&#8217;ın deyişiyle, &#8220;Şah İsmail&#8217;e bağlılıkları, sadece dinî bir inanç olma çizgisini aşarak, para yardımı, asker olarak gidip ordusuna katılma, Kızılbaşlık propagandası yapmak ve şaha casusluk etmek gibi yollarla hizmet ettikleri sabit olanlar hakkında kovuşturma başlattı&#8221;. Bu kovuşturmanın bir tür fişlemeye dönüştüğünü biliyoruz. Tutulan defterlere yukarıdaki eylemlere karışmış 40 bin Kızılbaş&#8217;ın adının geçirildiğini, bunların tutuklanıp sorguya çekildiklerini biliyoruz. Suçlu bulunanlar elbette idam veya hapisle cezalandırılmıştır. Ancak bu kovuşturma sonunda ne kadarının idam edildiğini, ne kadarının hapse atıldığını veya sürgüne gönderilip serbest bırakıldığını bilmiyoruz.<br />
<br />
İşte o 40 bin kişi, bu kovuşturma maksadıyla fişlenen ve yakalanan casuslar, düşmana yardım ve yataklık yapanlar, daha önce Şah İsmail&#8217;in ordusunda savaşmış olanlar, propagandasını yapanlardı. Ve hepsinin öldürüldüğüne dair en ufak bir kanıt olmadığını ben değil, yine Bacque-Grammont söylüyor:<br />
<br />
&#8220;Göründüğü kadarıyla, bu &#8220;büyücü avı&#8221;, özellikle olaylara bulaşan tımar sahiplerini yerlerinden atmak ve bilinen elebaşıları öldürmekten ibaret kaldı. 1513 ya da 1514&#8217;te olan 40.000 sapkının kırılması efsanesinin destekleyen hiçbir kanıt yok elimizde; sayılar karşısında doğulu baş dönmesiyle alabildiğine damgalı görünüyor bu.&#8221; (Bkz. Ed.: Robert Mantran, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, I, Cem Yay. 1995, s. 173)<br />
<br />
40 bin aileyi, yani ortalama 200 bin nüfusu ilgilendiren böylesine büyük çaplı bir &#8216;katliam&#8217;ın belgelere de bir şekilde yansıması gerekmiyor muydu? İşte Alevi kökenli olduğu bilinen tarihçi Mustafa Akdağ, &#8220;Yavuz Selim&#8217;in o zaman, Kızılbaş mezhepli 40 bin kişi öldürttüğü hakkında tarihlere geçmiş bir rivayet vardır&#8230; Ancak, biz bunu pek şişirilmiş bir sayı bulmaktayız. Çünkü, bu Padişah devrine ait pek çok mahkeme defterleri hâlâ elimizdedir. Bunlar üzerinde yaptığımız araştırmalarda, bu çapta kitle idamlarına rastlayamadık. Eğer öyle kanlı bir olay geçseydi, bu defterlerde yer alması zorunlu idi.&#8221; sözleriyle bu balonu patlatıyor. (Türkiye&#8217;nin İktisadî ve İçtimaî Tarihi, 2, Tekin Yay., 1979, s. 154)<br />
<br />
Düzeltiyorum: Tarih ne çekmişse siyasetten ve efsanelerden çekmiştir]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Tarihi bir türlü siyasetten ayrı ele almayı beceremiyoruz. Tarih, siyasetin yakasından düşmediği sürece de, kafalarımızdaki savaş ve karanlık devam edecek gibi görünüyor. Neden mi söylüyorum bunları?<br />
<br />
Hatırlarsanız geçen hafta yeni bir ezber bozma girişiminde bulunmuş ve o &#8220;küçük fil&#8221;imizi tarihin zücaciye dükkânına Kasr-ı Şirin kapısından salmıştık. Demiştik ki, siyasetçilerimiz Kasr-ı Şirin&#8217;den beri İran sınırımızın değişmediğini, hatta İran&#8217;la 400 yıldır dost olduğumuzu söylüyorlar, halbuki bu tarihen yanlış bir bilgi.<br />
<br />
&#8216;Vay efendim sen ne demek istiyorsun?&#8217; Ne Bush&#8217;un yardakçısı olmadığım kaldı, ne İran&#8217;a saldırmak için diş bileyen kesime top toplayıcılığı yaptığım.<br />
<br />
Eğer yazımdan ille de bir siyasî sonuç çıkarılacaksa, bu çürük iddiamız karşısında Bush&#8217;un eli armut toplamayan &#8216;tarihçileri&#8217; de kalkıp, &#8216;Bakın, Kasr-ı Şirin&#8217;den bu yana İran&#8217;la en az 10 kez savaşmışsınız, sınırlarınızda delinmedik nokta kalmamış, bir kere daha delinse ne lazım gelir?&#8217; deseler ve bizi kendi silahımızla vurmaya kalksalar ne diyeceğiz? Bu işleri tarihçilere bırakalım mı?<br />
<br />
Yıllar önce Bakü&#8217;de bir müzeyi geziyoruz. Adının İrade olduğunu öğrendiğimiz hanım rehberimiz Şah İsmail&#8217;in Çaldıran savaşını Osmanlı topları yüzünden kaybettiğini ağlamaklı bir tonda anlatıyor. Besbelli hayranı olduğu Şah İsmail Çaldıran&#8217;da bir duvar teşkil eden toplarımızı geçemeyince hiddetinden kılıcıyla topun ağzına öyle bir vurmuş ki, tuncu paramparça etmiş!<br />
<br />
Burada efsanenin kendisine takılmayın derim. &#8220;Türk&#8221; olduğunu düşündüğümüz Azeri kardeşlerimizin bu savaşta Şah İsmail&#8217;in ordusunda saf tutmaları ve Yavuz&#8217;u saldırgan bir işgalci olarak görmeleriydi beni asıl şaşırtan.<br />
<br />
Bir de özellikle bazı Osmanlı karşıtı kesimlerin dillerine doladıkları ve maalesef İsmail Hami Danişmend gibi ateşli Osmanlı yanlısı &#8216;Sünniler&#8217;in de Şii-Alevi husumetlerinden ötürü köpürttükleri &#8216;Yavuz&#8217;un 40 bin Alevi&#8217;yi kestiği&#8217; söylentisi var. Ne yalan söyleyeyim, her iki kamp da bu tehlikeli ateşe odun taşımakta fevkalade mahirler. Halbuki Fethullah Gülen hocaefendinin yakınlarda yaptığı &#8216;mum söndü iftirası&#8217; hakkında sağduyuya çağıran konuşmasını okusalar, bu meseleye nasıl bir denge bilinciyle yaklaşacaklarına dair değerli ipuçlarını yakalayabilirlerdi.<br />
<br />
Yavuz Sultan Selim, Doğu&#8217;da namağlup unvanına sahip Şah İsmail&#8217;in adamlarının Tokat&#8217;ı ele geçirip kendi adına hutbe okuttuğu, hatta Kütahya önlerine kadar geldiği, Bursa&#8217;yı tehdit ettiği ve Rumeli&#8217;deki kardeşleriyle buluşmalarına ramak kaldıkları bir ortamda tahta çıkmış buldu kendisini. Üstelik de bir Osmanlı şehzadesi olan yeğeni Murad, Şiiliği kabul etmiş ve Şah İsmail&#8217;in yanına kaçmıştı. Yani Safevi etkisi, bırakın halka yayılmayı, bizzat saraya kadar girmişti.<br />
<br />
Burada özellikle belirtmek istiyorum ki, Yavuz&#8217;un birinci sorunu, bir inanç olarak Alevilik değil, Fransız tarihçi Jean-Louis Bacque-Grammont&#8217;un akıl dolu deyişiyle, Safevi Devleti&#8217;nin Anadolu&#8217;daki Alevileri &#8216;beşinci kol&#8217;, yani istihbarat unsuru olarak, daha da önemlisi, devleti yıkacak tertipler içine girecek potansiyel bir işbirlikçi güç olarak kullanmaya kalkmasıydı. Şah İsmail&#8217;in gerçek niyetinin Osmanlı&#8217;yı Şiî bir devlete dönüştürerek bir darbede başına geçmek olduğuna ve bu uğurda çalıştığına dair güçlü kanıtlar bulunuyor. Nitekim 1511 Nisan-Temmuz aylarında Bursa&#8217;dan Antalya ve Kayseri&#8217;ye kadar yayılan, Anadolu&#8217;nun büyük bölümünün yakılıp yıkılmasına ve 50 bin insanın ölümüne yol açan Şahkulu isyanı da gerçek bir ders olmuştur Yavuz&#8217;a.<br />
<br />
Anadolu&#8217;daki Aleviler ya İran&#8217;a göç edip Şah İsmail&#8217;in saflarına katılıyor veya muhtemel bir Anadolu seferinde ona destek vereceklerine dair işaretler veriyorlardı. Osmanlı Devleti&#8217;nin 1402&#8217;de içine yuvarlandığı fetret devri yeniden yaşanacak mıydı? Bu soru, 112 yıldır hiç bu kadar sarsıcı olmamıştı.<br />
<br />
Bunun üzerine Yavuz, hem İran&#8217;a insan kaynağı sağlayan göçü önlemek, hem de Safeviler üzerine düzenleyeceği seferde arkasını sağlama almak için Mustafa Akdağ&#8217;ın deyişiyle, &#8220;Şah İsmail&#8217;e bağlılıkları, sadece dinî bir inanç olma çizgisini aşarak, para yardımı, asker olarak gidip ordusuna katılma, Kızılbaşlık propagandası yapmak ve şaha casusluk etmek gibi yollarla hizmet ettikleri sabit olanlar hakkında kovuşturma başlattı&#8221;. Bu kovuşturmanın bir tür fişlemeye dönüştüğünü biliyoruz. Tutulan defterlere yukarıdaki eylemlere karışmış 40 bin Kızılbaş&#8217;ın adının geçirildiğini, bunların tutuklanıp sorguya çekildiklerini biliyoruz. Suçlu bulunanlar elbette idam veya hapisle cezalandırılmıştır. Ancak bu kovuşturma sonunda ne kadarının idam edildiğini, ne kadarının hapse atıldığını veya sürgüne gönderilip serbest bırakıldığını bilmiyoruz.<br />
<br />
İşte o 40 bin kişi, bu kovuşturma maksadıyla fişlenen ve yakalanan casuslar, düşmana yardım ve yataklık yapanlar, daha önce Şah İsmail&#8217;in ordusunda savaşmış olanlar, propagandasını yapanlardı. Ve hepsinin öldürüldüğüne dair en ufak bir kanıt olmadığını ben değil, yine Bacque-Grammont söylüyor:<br />
<br />
&#8220;Göründüğü kadarıyla, bu &#8220;büyücü avı&#8221;, özellikle olaylara bulaşan tımar sahiplerini yerlerinden atmak ve bilinen elebaşıları öldürmekten ibaret kaldı. 1513 ya da 1514&#8217;te olan 40.000 sapkının kırılması efsanesinin destekleyen hiçbir kanıt yok elimizde; sayılar karşısında doğulu baş dönmesiyle alabildiğine damgalı görünüyor bu.&#8221; (Bkz. Ed.: Robert Mantran, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, I, Cem Yay. 1995, s. 173)<br />
<br />
40 bin aileyi, yani ortalama 200 bin nüfusu ilgilendiren böylesine büyük çaplı bir &#8216;katliam&#8217;ın belgelere de bir şekilde yansıması gerekmiyor muydu? İşte Alevi kökenli olduğu bilinen tarihçi Mustafa Akdağ, &#8220;Yavuz Selim&#8217;in o zaman, Kızılbaş mezhepli 40 bin kişi öldürttüğü hakkında tarihlere geçmiş bir rivayet vardır&#8230; Ancak, biz bunu pek şişirilmiş bir sayı bulmaktayız. Çünkü, bu Padişah devrine ait pek çok mahkeme defterleri hâlâ elimizdedir. Bunlar üzerinde yaptığımız araştırmalarda, bu çapta kitle idamlarına rastlayamadık. Eğer öyle kanlı bir olay geçseydi, bu defterlerde yer alması zorunlu idi.&#8221; sözleriyle bu balonu patlatıyor. (Türkiye&#8217;nin İktisadî ve İçtimaî Tarihi, 2, Tekin Yay., 1979, s. 154)<br />
<br />
Düzeltiyorum: Tarih ne çekmişse siyasetten ve efsanelerden çekmiştir]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Askerlerimize Neden Mehmetcik Denir]]></title>
			<link>http://www.forumeq.org/showthread.php?tid=160</link>
			<pubDate>Mon, 04 Aug 2008 20:43:32 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.forumeq.org/showthread.php?tid=160</guid>
			<description><![CDATA[Milletlerin tarihlerine şan ve şeref örnekleri veren kahramanlık için çeşitli düşünce ve yorumlar vardır. Bu düşüncelerde çok kere cesaret ile kahramanlık karıştırılmış ve karıştırılmaktadır. Cesaret, insanda sadece manevi bir kuvvet, kahramanlık ise fazilettir. Kahramanlık ruhu ferde ırkından intikal eder. Bir millet yapısı itibariyle kahraman değilse, içinden çıkacak birkaç yiğitle dünya üzerinde özgür yaşamak imkanını bulamaz veya özgürlüğü her savaşta tehlikeye girer.<br />
<br />
Buna karşı bir milletin cephede savaşan evlatları dünyayı hayretler içinde bırakan kahramanlıklar yaratmışsa hiç şüphe yok ki o milletin yalnız cephede savaşan erleri değil beşik sallayan anaları, okul çağındaki evlatları ve ak saçlı ihtiyarları, sonuç olarak bütünü kahramandır.<br />
<br />
Türk ordusunun kahraman askerine verilen unvan olarak &#8220;Mehmetçik&#8221; simgesi, kökenini İslamiyet öncesi Türk medeniyetine kadar uzanmaktadır. Atalarımız daha Orta Asya&#8217;dayken belirli eşyaları, cisimleri ve şekilleri belirli manalara simge yapmışlardır. Mesela, &#8220;ok&#8221; Tanrı&#8217;ya bağlılığın, &#8220;yay&#8221; da bu bağlılığın cihana yayılmasının simgesiydi. Keza davulun, tuğun devlet şeklinde değişik anlamları vardı. Doğal olarak Türk ordusu içerisinde görev yapan askerler için de bir simge geliştirilmişti. Bu dönemde Türk ordusu içerisinde görev yapan askerlere &#8220;alp&#8221;, alp er&#8221;, &#8220;alperen&#8221; vs. gibi unvanlar verilmekte idi. Bu unvanların verilmesinin temel nedeni askeri kişiliğin bir kişiye ait olmaması, tüm ulusu temsil etmesi nedeniyle olmuştur.<br />
<br />
İslamiyet sonrası Türk ulusunun oluşturduğu devletler içerisindeki ordularda görev alan askerlere &#8220;Mehmetçik&#8221; unvanının verilmesi görülmeye başlanmıştır. Bu durumun gerekçesi ise şu şekilde ortaya konmaktadır: İslam dini benimsendikten sonra uluslar üzerinde özellikle bu dinin peygamberi olan Hz. Muhammed&#8217;e karşı bir hayranlık oluşmuştu. Oluşan bu hayranlık üzerine insanlar doğan erkek çocuklarının birçoğuna &#8220;Mehemmed&#8221;¹ ismini vermişlerdir. Bu isim daha sonra &#8220;Mehmet&#8221; şekline dönüşecektir.² Mehmet isminin kullanımı günümüzde de yaygın şekilde görülmektedir. Özellikle kırsal kesimde yaşayan insanlarımızın birçoğu doğan erkek çocuklarına &#8220;Mehmet&#8221; ismini koymaktadırlar.<br />
<br />
&#8220;Mehmet&#8221; isminin kullanım alanının bu kadar geniş olması sonucunda zamanla askere giden erkek evlatlar için söylenen bir deyim haline dönüşmüştür. Tüm Türkiye&#8217;de bu şekilde anılan askerlerimizin bu adı alması zaten cesaret ve kahramanlığının sonucu olmuştur. Bütünü kahraman olan bir milletin fertlerini ismen ayırt etmek, kahramanlıklarını sayabilmek ise imkansızdır. İşte onların hepsini bir tek adla bağrına basmak için Türk milleti, adları ayırt edilemeyen evlatlarının hepsine birden bir sevgi, kendisini savaş alanlarında tanıyan düşmanları ise bir saygı nişanesi olarak &#8220;MEHMETÇİK&#8221;3 demiştir. Mehmetçik bütün Türk ordusunun simgesidir. Mehmetçik bir isim değil bir fikirdir, bir amaçtır.<br />
<br />
¹ &#8220;Mehemmed&#8221; isminin verilmesinin altında yatan neden olarak da İslam peygamberi Muhammed&#8217;in kutsallığının zedelenmemesi fikri yatmaktadır.<br />
² Türkçesinin dil zenginliğinin belirtilerinden biri olarak da nitelendirilebilir. Böylece fazla sesler kelime içerisinden çıkarılarak Türkçenin sadeliği korunmuş oluyordu.<br />
3 &#8220;Mehmetçik&#8221; kelimesinde &#8220;Mehmet&#8221; kelimesine&#8221;-çik&#8221; eki gelmiştir. Bu ek, kelimeye sevgi anlamını kazandırmaktadır.<br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Milletlerin tarihlerine şan ve şeref örnekleri veren kahramanlık için çeşitli düşünce ve yorumlar vardır. Bu düşüncelerde çok kere cesaret ile kahramanlık karıştırılmış ve karıştırılmaktadır. Cesaret, insanda sadece manevi bir kuvvet, kahramanlık ise fazilettir. Kahramanlık ruhu ferde ırkından intikal eder. Bir millet yapısı itibariyle kahraman değilse, içinden çıkacak birkaç yiğitle dünya üzerinde özgür yaşamak imkanını bulamaz veya özgürlüğü her savaşta tehlikeye girer.<br />
<br />
Buna karşı bir milletin cephede savaşan evlatları dünyayı hayretler içinde bırakan kahramanlıklar yaratmışsa hiç şüphe yok ki o milletin yalnız cephede savaşan erleri değil beşik sallayan anaları, okul çağındaki evlatları ve ak saçlı ihtiyarları, sonuç olarak bütünü kahramandır.<br />
<br />
Türk ordusunun kahraman askerine verilen unvan olarak &#8220;Mehmetçik&#8221; simgesi, kökenini İslamiyet öncesi Türk medeniyetine kadar uzanmaktadır. Atalarımız daha Orta Asya&#8217;dayken belirli eşyaları, cisimleri ve şekilleri belirli manalara simge yapmışlardır. Mesela, &#8220;ok&#8221; Tanrı&#8217;ya bağlılığın, &#8220;yay&#8221; da bu bağlılığın cihana yayılmasının simgesiydi. Keza davulun, tuğun devlet şeklinde değişik anlamları vardı. Doğal olarak Türk ordusu içerisinde görev yapan askerler için de bir simge geliştirilmişti. Bu dönemde Türk ordusu içerisinde görev yapan askerlere &#8220;alp&#8221;, alp er&#8221;, &#8220;alperen&#8221; vs. gibi unvanlar verilmekte idi. Bu unvanların verilmesinin temel nedeni askeri kişiliğin bir kişiye ait olmaması, tüm ulusu temsil etmesi nedeniyle olmuştur.<br />
<br />
İslamiyet sonrası Türk ulusunun oluşturduğu devletler içerisindeki ordularda görev alan askerlere &#8220;Mehmetçik&#8221; unvanının verilmesi görülmeye başlanmıştır. Bu durumun gerekçesi ise şu şekilde ortaya konmaktadır: İslam dini benimsendikten sonra uluslar üzerinde özellikle bu dinin peygamberi olan Hz. Muhammed&#8217;e karşı bir hayranlık oluşmuştu. Oluşan bu hayranlık üzerine insanlar doğan erkek çocuklarının birçoğuna &#8220;Mehemmed&#8221;¹ ismini vermişlerdir. Bu isim daha sonra &#8220;Mehmet&#8221; şekline dönüşecektir.² Mehmet isminin kullanımı günümüzde de yaygın şekilde görülmektedir. Özellikle kırsal kesimde yaşayan insanlarımızın birçoğu doğan erkek çocuklarına &#8220;Mehmet&#8221; ismini koymaktadırlar.<br />
<br />
&#8220;Mehmet&#8221; isminin kullanım alanının bu kadar geniş olması sonucunda zamanla askere giden erkek evlatlar için söylenen bir deyim haline dönüşmüştür. Tüm Türkiye&#8217;de bu şekilde anılan askerlerimizin bu adı alması zaten cesaret ve kahramanlığının sonucu olmuştur. Bütünü kahraman olan bir milletin fertlerini ismen ayırt etmek, kahramanlıklarını sayabilmek ise imkansızdır. İşte onların hepsini bir tek adla bağrına basmak için Türk milleti, adları ayırt edilemeyen evlatlarının hepsine birden bir sevgi, kendisini savaş alanlarında tanıyan düşmanları ise bir saygı nişanesi olarak &#8220;MEHMETÇİK&#8221;3 demiştir. Mehmetçik bütün Türk ordusunun simgesidir. Mehmetçik bir isim değil bir fikirdir, bir amaçtır.<br />
<br />
¹ &#8220;Mehemmed&#8221; isminin verilmesinin altında yatan neden olarak da İslam peygamberi Muhammed&#8217;in kutsallığının zedelenmemesi fikri yatmaktadır.<br />
² Türkçesinin dil zenginliğinin belirtilerinden biri olarak da nitelendirilebilir. Böylece fazla sesler kelime içerisinden çıkarılarak Türkçenin sadeliği korunmuş oluyordu.<br />
3 &#8220;Mehmetçik&#8221; kelimesinde &#8220;Mehmet&#8221; kelimesine&#8221;-çik&#8221; eki gelmiştir. Bu ek, kelimeye sevgi anlamını kazandırmaktadır.<br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bunları Biliyormusunuz]]></title>
			<link>http://www.forumeq.org/showthread.php?tid=159</link>
			<pubDate>Mon, 04 Aug 2008 20:42:50 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.forumeq.org/showthread.php?tid=159</guid>
			<description><![CDATA[Kelebekler ayakları ile tat alırlar .<br />
<br />
*<br />
<br />
Zürafaların ses telleri yoktur .<br />
<br />
*<br />
<br />
Yetişkin bir ayı , bir at kadar hızlı koşabilir .<br />
<br />
*<br />
<br />
Penguen , yüzebilen ama uçamayan tek kuştur .<br />
<br />
*<br />
<br />
Bir karınca , kendi ağırlığının elli katını taşıyabilir .<br />
<br />
*<br />
<br />
Ingiltere´ de bütün kuğular , kraliyet ailesine aittir .<br />
<br />
*<br />
<br />
Kutup ayıları solaktır .<br />
<br />
*<br />
<br />
Kangurular geri geri yürüyemezler .<br />
<br />
*<br />
<br />
Sineklerin 5 gözü vardır .<br />
<br />
*<br />
<br />
Baykuş , mavi rengi görebilen tek kuştur .<br />
<br />
*<br />
<br />
Yunuslar , bir gözleri açık uyurlar .<br />
<br />
*<br />
<br />
Filler zıplayamayan tek memelidirler .<br />
<br />
*<br />
<br />
Dünyada insan başına düşen karınca sayısı bir milyondur .<br />
<br />
*<br />
<br />
Fareler kusamaz .<br />
<br />
*<br />
<br />
Timsahlar dillerini dışarıya çıkaramazlar .<br />
<br />
*<br />
<br />
Kediler ultrason seslerini duyarlar .<br />
<br />
*<br />
<br />
Zürafa 35 cm. uzunluğunda siyah bir dile sahiptir .<br />
<br />
*<br />
<br />
Ortalama bir pire kendi büyüklüğünün 150 katı yüksekliğe zıplayabiliyor .<br />
Bu oranı tutturabilmek için bir insanın yaklaşık 30 metre zıplaması gerekli .<br />
<br />
*<br />
<br />
Bugüne kadar bilinen en büyük böbrek taşı , tam 1 kilo 36 gr .dır .<br />
<br />
*<br />
<br />
Uyurken , televizyon seyrederken yaktığımızdan daha fazla kalori harcarız .<br />
<br />
*<br />
<br />
İnsan vücudundaki en güçlü kas , dildir .<br />
<br />
*<br />
<br />
Hapşırdığımız zaman , kalbimiz dahil olmak üzere<br />
tüm vücut fonksiyonlarımız bir an için durur .<br />
<br />
*<br />
<br />
Kadınlar erkeklere göre iki kat daha fazla göz kırpar .<br />
<br />
*<br />
<br />
İnsanlar vücutlarında 300 adet kemikle doğuyorlar ama<br />
yetişkin olduklarında bu sayı 206´ ya düşüyor .<br />
<br />
*<br />
<br />
Bir Güney Amerika ülkesi olan Peru´ da hiç genel tuvalet yoktur .<br />
<br />
*<br />
<br />
Tom Sawyer daktiloda yazılan ilk romandır .<br />
<br />
*<br />
<br />
Mexico City , her yıl 25 santim batıyor .<br />
<br />
*<br />
<br />
Bir insan yaşamı boyunca iki yüzme havuzu dolduracak kadar tükürük salgılar .<br />
<br />
*<br />
<br />
Çocuklar baharda daha fazla büyüyor .<br />
<br />
*<br />
<br />
İnsanlar beyinlerinin sadece yüzde onunu kullanırlar .<br />
<br />
*<br />
<br />
Sağ elini kullanan insanlar , sol elini kullananlara göre<br />
ortalama 9 yıl daha fazla yaşıyorlar .<br />
<br />
*<br />
<br />
Bir insan hayatı boyunca , ortalama iki yılını telefonda konuşarak harcıyor .<br />
<br />
*<br />
<br />
Bir Big Mac hamburgerinin ekmeğinde ortalama 170 adet susam bulunuyor .<br />
<br />
*<br />
<br />
Ödemeli telefon konuşmalarının çoğu " Babalar Günü " nde ediliyor .<br />
<br />
*<br />
<br />
Hindistan´ ın oyun kağıtları yuvarlaktır .]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kelebekler ayakları ile tat alırlar .<br />
<br />
*<br />
<br />
Zürafaların ses telleri yoktur .<br />
<br />
*<br />
<br />
Yetişkin bir ayı , bir at kadar hızlı koşabilir .<br />
<br />
*<br />
<br />
Penguen , yüzebilen ama uçamayan tek kuştur .<br />
<br />
*<br />
<br />
Bir karınca , kendi ağırlığının elli katını taşıyabilir .<br />
<br />
*<br />
<br />
Ingiltere´ de bütün kuğular , kraliyet ailesine aittir .<br />
<br />
*<br />
<br />
Kutup ayıları solaktır .<br />
<br />
*<br />
<br />
Kangurular geri geri yürüyemezler .<br />
<br />
*<br />
<br />
Sineklerin 5 gözü vardır .<br />
<br />
*<br />
<br />
Baykuş , mavi rengi görebilen tek kuştur .<br />
<br />
*<br />
<br />
Yunuslar , bir gözleri açık uyurlar .<br />
<br />
*<br />
<br />
Filler zıplayamayan tek memelidirler .<br />
<br />
*<br />
<br />
Dünyada insan başına düşen karınca sayısı bir milyondur .<br />
<br />
*<br />
<br />
Fareler kusamaz .<br />
<br />
*<br />
<br />
Timsahlar dillerini dışarıya çıkaramazlar .<br />
<br />
*<br />
<br />
Kediler ultrason seslerini duyarlar .<br />
<br />
*<br />
<br />
Zürafa 35 cm. uzunluğunda siyah bir dile sahiptir .<br />
<br />
*<br />
<br />
Ortalama bir pire kendi büyüklüğünün 150 katı yüksekliğe zıplayabiliyor .<br />
Bu oranı tutturabilmek için bir insanın yaklaşık 30 metre zıplaması gerekli .<br />
<br />
*<br />
<br />
Bugüne kadar bilinen en büyük böbrek taşı , tam 1 kilo 36 gr .dır .<br />
<br />
*<br />
<br />
Uyurken , televizyon seyrederken yaktığımızdan daha fazla kalori harcarız .<br />
<br />
*<br />
<br />
İnsan vücudundaki en güçlü kas , dildir .<br />
<br />
*<br />
<br />
Hapşırdığımız zaman , kalbimiz dahil olmak üzere<br />
tüm vücut fonksiyonlarımız bir an için durur .<br />
<br />
*<br />
<br />
Kadınlar erkeklere göre iki kat daha fazla göz kırpar .<br />
<br />
*<br />
<br />
İnsanlar vücutlarında 300 adet kemikle doğuyorlar ama<br />
yetişkin olduklarında bu sayı 206´ ya düşüyor .<br />
<br />
*<br />
<br />
Bir Güney Amerika ülkesi olan Peru´ da hiç genel tuvalet yoktur .<br />
<br />
*<br />
<br />
Tom Sawyer daktiloda yazılan ilk romandır .<br />
<br />
*<br />
<br />
Mexico City , her yıl 25 santim batıyor .<br />
<br />
*<br />
<br />
Bir insan yaşamı boyunca iki yüzme havuzu dolduracak kadar tükürük salgılar .<br />
<br />
*<br />
<br />
Çocuklar baharda daha fazla büyüyor .<br />
<br />
*<br />
<br />
İnsanlar beyinlerinin sadece yüzde onunu kullanırlar .<br />
<br />
*<br />
<br />
Sağ elini kullanan insanlar , sol elini kullananlara göre<br />
ortalama 9 yıl daha fazla yaşıyorlar .<br />
<br />
*<br />
<br />
Bir insan hayatı boyunca , ortalama iki yılını telefonda konuşarak harcıyor .<br />
<br />
*<br />
<br />
Bir Big Mac hamburgerinin ekmeğinde ortalama 170 adet susam bulunuyor .<br />
<br />
*<br />
<br />
Ödemeli telefon konuşmalarının çoğu " Babalar Günü " nde ediliyor .<br />
<br />
*<br />
<br />
Hindistan´ ın oyun kağıtları yuvarlaktır .]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[polis interneti neden izler]]></title>
			<link>http://www.forumeq.org/showthread.php?tid=158</link>
			<pubDate>Mon, 04 Aug 2008 20:41:42 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.forumeq.org/showthread.php?tid=158</guid>
			<description><![CDATA[Teknolojinin yükselişi ile birlikte suçlar da şekilde değiştirdi, önceleri zevk için virüs gönderen kötü niyetli kişiler, şimdilerde interneti suç işleyebilecekleri yeni bir ortam olarak değerlendiriyorlar ve belirli amaçları olan domain ismi transfer etmeye, çocuk pornosuna ya da banka hesaplarından para çalmaya kadar uzanan pek çok suçu gerçekleştiriyorlar.<br />
Bu olaylardan mağdur olanların başvuracak yer bulamamaktan yakınıyordu.<br />
Geçen ay basının gündemini işgal eden bu sorunun cevabını biz bu makalemizde bulmaya çalışacağız. Polis mi haklı yoksa vatandaşın internet özgürlüğü mü?<br />
<br />
Türkiye genç nüfusu ile dünyada en fazla internet kullanan ülkeler arasında bulunuyor. Gelişen internet iyi insanların olduğu gibi kötü niyetli kişiler için de geniş imkanlar sunuyor. Bunun başını sanal hırsızlar çekerken yeni bir suç tanımı daha ortaya çıktı. Özellikle pornografi endüstrisinin internete el atması ile polislerin yeni bir görevi de interneti izlemek oldu.<br />
<br />
Şu anda ahlak polisinin yerine yeni bir birim bu suçları izliyor. Bu birimin adı Bilişim Suçları Birimi olarak kayıtlara geçti. Bu birimin bir benzerinin 1970 yılında Elektronik İstihbarat adı altında MİT tarafında kurulduğunu da buradan söylemekte fayda var. Polis ile birlikte çalışan MİT&#8217;in de kendi içinde farklı bir örgütlenmeye gittiği muhakkaktır. Bunun yanında Jandarma ve Genelkurmay istihbaratının da bu türde yapılanma yaptığı bilinmekte.<br />
YAKALANMAM DEMEYİN<br />
<br />
Teknolojinin yükselişi ile birlikte suçlar da şekilde değiştirdi, önceleri zevk için virüs gönderen kötü niyetli kişiler, şimdilerde interneti suç işleyebilecekleri yeni bir ortam olarak değerlendiriyorlar ve belirli amaçları olan domain ismi transfer etmeye, çocuk pornosuna ya da banka hesaplarından para çalmaya kadar uzanan pek çok suçu gerçekleştiriyorlar. Bu olaylardan mağdur olanların başvuracak yer bulamamaktan yakınıyordu.<br />
Ama şimdi Emniyet yetkililerine yeni kurulan Bilişim Suçları bölümü artık bu problemleri çözme yolunda iyi işler yapıyor.1 ocak 2007 itibariyle İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Asayiş Şube Dairesi bünyesinde kurulan Bilişim Suçları bölümü, TCK&#8217; da yer alan suçların bilişim ya da Internet yoluyla işlenmesi durumunda görev alıyorlar.Bilişim şubesi ayrıca, başka bölümlere ait suçların gerektirdiği teknik desteği de sağlıyor. Yetkililer, eskiden de bir bilişim suçları bölümü olduğunu ama yavaş işlediğini söylüyorlar. 1 ocak itibariyle yapılan değişiklik, bu bölümün adli birim içine alınması olmuş.<br />
Böylece çok daha hızlı hareket etmesi sağlanmış. Bölüme şikayetler kişisel başvuru halinde olabileceği gibi, bim.asayis@iem.gov.tr de yapılabiliyor. Internet üzerinden suç işleyen bazılarında;ben Proxy kullanıyorum, beni bulamazlar başka ülke üzerinden yapıyorum beni bulamazlar gibi düşünceler var. Ancak dünyada iz bırakmadan işlenen hiçbir suç yoktur. Polis uluslararası işbirliği yaparak, hem de konunun gerektirdiği teknolojileri kullanarak suçları takip ediyor. Olayların da % 99&#8217;unda sonuca ulaşıyor Bu bölüm ayrıca Türk Telekom ya da Internet şirketleri ile de yakın işbirliği içinde.<br />
Belirlenen IP (internet protokulu)&#8217;ler kanalıyla bu şirketlerden suçluları tespit edebiliyorlar.<br />
<br />
POLİS İZLİYOR<br />
Bu birimler şu ana kadar sadece potansiyel suçluların izlerini takip ediyorlardı.Fakat artan bilişim suçları ve suç örgütlerinin sanal alemi daha fazla kullanması nedeniyle harekete geçen emniyet, geçen aylarda tartışma doğuracak bir karara imza attı.<br />
Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi, Türkiye genelinde servis sağlayıcı olarak çalışan 30 şirkete, 03 Ekim 2006 tarihinde &#8217;Gizli&#8217; ibareli bir yazı göndererek tüm kullanıcıların bilgilerini istedi.<br />
Ayhan Falakalı imzalı yazıda, hızla gelişen teknolojinin suçluların takibinde teknik desteğin zorunlu hale geldiği belirtildi. Emniyet ayrıca teknik takibin yapılabilmesi için şirketlerden program desteği de istedi.Emniyet bu talebini 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu&#8217;nun 250. maddesinde belirtilen suçların önlenmesi amacıyla "Hakim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Emniyet Genel Müdürü veya İstihbarat Dairesi Başkanı&#8217;nın yazılı emriyle telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişim tespit edilebilir, dinlenebilir, sinyal bilgileri değerlendirilebilir, kayda alınabilir" hükmüne dayandırdı. İnternet Servis Sağlayıcı şirketleri ise,bu bilgileri vermek istemiyor. Çünkü müşterilerin kişisel bilgileri antlaşmalar ile korunmakta.<br />
Şirketler sadece mahkeme kararı olan kişilerin bilgilerini polise verilebiliyor. Polisin dışında bu bilgileri Başbakanlık Telekomünikasyon birimi de bu bilgileri şirketlerden talep ettiğini hatırlatmakta fayda var.<br />
Polis şirketlere gönderdiği yazı ile servis sağlayıcı şirketlerden abonelerinin bağlantı bilgileri (abone bilgileri, abonelerin bağlandıkları IP&#8217;ler, IP&#8217;ye bağlanan kullanıcı bilgileri, kullanıcıların canlı olarak bağlı oldukları IP&#8217;ler, IP&#8217;lerin canlı bağlantı bilgisi) istedi.<br />
Buna göre emniyet birimleri, servis sağlayıcı şirketler tarafından sağlanan, Internet üzerinden doğrudan erişim yetkisi çerçevesinde istediği bilgilere ulaşıp sorgulama yapabilecek.<br />
Çalışmaların seri halde gerçekleştirilmesi için de şirketler tarafından hazırlanacak ara yüz programını kullanabilecek.<br />
<br />
POLİS HAKLI MI YOKSA HAKSIZ MI<br />
<br />
Bu sorunun cevabı ister istemez kişisel hak ve özgürlükler ile de alakalı bir durum olarak karşımıza çıkıyor. Hukuk devletinde bu tür istekler sadece mahkeme kararı ile istenilmektedir. Yoksa gizli bir yazı ile bir şirkete mektup yazıp bütün abonelerin bana bilgisi ver demek hiçbir kanunun kabul edemeyeceği bir durumdur.<br />
Artı bu durumun ileriki dönemde daha da artacağı ve milli güvenlik zaafı bulunuyor diye daha da yaygınlaştırılması da düşülmektedir. Bunun örneğini ABD&#8217;de 11 Eylül sonrasında FBI isteği ile senaryoda geçen kanunlarda gördük. Şu an ABD her mail ve her Internet kullanıcısı adım adım izlenmektedir. Kim nerelere girdi mailinde ne tür yazılar yazdı istendiği anda bulunmakta.<br />
Kim internetten ne tür program film ve mp3 indirdi bilinmektedir. Şu an için bunlara hukuksal kılıfta bulunsa demokratik toplumlar içinde kabul edilemez bir istek olarak durmaktadır.Güvenlik bahanesi ile yapılan bu istekler toplumun geneline yaymak ne kadar doğrudur tartışılması gerekmektedir.<br />
Zaten bu tür sakıncalı kişilerin adımları her an takip edildiği bilinmektedir. Ama bütün toplumu birer terörist gibi veya sakıncalı kişiler gibi izlemek doğrumudur değimlidir bunun kararını siz okurlarımıza bırakıyorum.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Teknolojinin yükselişi ile birlikte suçlar da şekilde değiştirdi, önceleri zevk için virüs gönderen kötü niyetli kişiler, şimdilerde interneti suç işleyebilecekleri yeni bir ortam olarak değerlendiriyorlar ve belirli amaçları olan domain ismi transfer etmeye, çocuk pornosuna ya da banka hesaplarından para çalmaya kadar uzanan pek çok suçu gerçekleştiriyorlar.<br />
Bu olaylardan mağdur olanların başvuracak yer bulamamaktan yakınıyordu.<br />
Geçen ay basının gündemini işgal eden bu sorunun cevabını biz bu makalemizde bulmaya çalışacağız. Polis mi haklı yoksa vatandaşın internet özgürlüğü mü?<br />
<br />
Türkiye genç nüfusu ile dünyada en fazla internet kullanan ülkeler arasında bulunuyor. Gelişen internet iyi insanların olduğu gibi kötü niyetli kişiler için de geniş imkanlar sunuyor. Bunun başını sanal hırsızlar çekerken yeni bir suç tanımı daha ortaya çıktı. Özellikle pornografi endüstrisinin internete el atması ile polislerin yeni bir görevi de interneti izlemek oldu.<br />
<br />
Şu anda ahlak polisinin yerine yeni bir birim bu suçları izliyor. Bu birimin adı Bilişim Suçları Birimi olarak kayıtlara geçti. Bu birimin bir benzerinin 1970 yılında Elektronik İstihbarat adı altında MİT tarafında kurulduğunu da buradan söylemekte fayda var. Polis ile birlikte çalışan MİT&#8217;in de kendi içinde farklı bir örgütlenmeye gittiği muhakkaktır. Bunun yanında Jandarma ve Genelkurmay istihbaratının da bu türde yapılanma yaptığı bilinmekte.<br />
YAKALANMAM DEMEYİN<br />
<br />
Teknolojinin yükselişi ile birlikte suçlar da şekilde değiştirdi, önceleri zevk için virüs gönderen kötü niyetli kişiler, şimdilerde interneti suç işleyebilecekleri yeni bir ortam olarak değerlendiriyorlar ve belirli amaçları olan domain ismi transfer etmeye, çocuk pornosuna ya da banka hesaplarından para çalmaya kadar uzanan pek çok suçu gerçekleştiriyorlar. Bu olaylardan mağdur olanların başvuracak yer bulamamaktan yakınıyordu.<br />
Ama şimdi Emniyet yetkililerine yeni kurulan Bilişim Suçları bölümü artık bu problemleri çözme yolunda iyi işler yapıyor.1 ocak 2007 itibariyle İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Asayiş Şube Dairesi bünyesinde kurulan Bilişim Suçları bölümü, TCK&#8217; da yer alan suçların bilişim ya da Internet yoluyla işlenmesi durumunda görev alıyorlar.Bilişim şubesi ayrıca, başka bölümlere ait suçların gerektirdiği teknik desteği de sağlıyor. Yetkililer, eskiden de bir bilişim suçları bölümü olduğunu ama yavaş işlediğini söylüyorlar. 1 ocak itibariyle yapılan değişiklik, bu bölümün adli birim içine alınması olmuş.<br />
Böylece çok daha hızlı hareket etmesi sağlanmış. Bölüme şikayetler kişisel başvuru halinde olabileceği gibi, bim.asayis@iem.gov.tr de yapılabiliyor. Internet üzerinden suç işleyen bazılarında;ben Proxy kullanıyorum, beni bulamazlar başka ülke üzerinden yapıyorum beni bulamazlar gibi düşünceler var. Ancak dünyada iz bırakmadan işlenen hiçbir suç yoktur. Polis uluslararası işbirliği yaparak, hem de konunun gerektirdiği teknolojileri kullanarak suçları takip ediyor. Olayların da % 99&#8217;unda sonuca ulaşıyor Bu bölüm ayrıca Türk Telekom ya da Internet şirketleri ile de yakın işbirliği içinde.<br />
Belirlenen IP (internet protokulu)&#8217;ler kanalıyla bu şirketlerden suçluları tespit edebiliyorlar.<br />
<br />
POLİS İZLİYOR<br />
Bu birimler şu ana kadar sadece potansiyel suçluların izlerini takip ediyorlardı.Fakat artan bilişim suçları ve suç örgütlerinin sanal alemi daha fazla kullanması nedeniyle harekete geçen emniyet, geçen aylarda tartışma doğuracak bir karara imza attı.<br />
Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi, Türkiye genelinde servis sağlayıcı olarak çalışan 30 şirkete, 03 Ekim 2006 tarihinde &#8217;Gizli&#8217; ibareli bir yazı göndererek tüm kullanıcıların bilgilerini istedi.<br />
Ayhan Falakalı imzalı yazıda, hızla gelişen teknolojinin suçluların takibinde teknik desteğin zorunlu hale geldiği belirtildi. Emniyet ayrıca teknik takibin yapılabilmesi için şirketlerden program desteği de istedi.Emniyet bu talebini 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu&#8217;nun 250. maddesinde belirtilen suçların önlenmesi amacıyla "Hakim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Emniyet Genel Müdürü veya İstihbarat Dairesi Başkanı&#8217;nın yazılı emriyle telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişim tespit edilebilir, dinlenebilir, sinyal bilgileri değerlendirilebilir, kayda alınabilir" hükmüne dayandırdı. İnternet Servis Sağlayıcı şirketleri ise,bu bilgileri vermek istemiyor. Çünkü müşterilerin kişisel bilgileri antlaşmalar ile korunmakta.<br />
Şirketler sadece mahkeme kararı olan kişilerin bilgilerini polise verilebiliyor. Polisin dışında bu bilgileri Başbakanlık Telekomünikasyon birimi de bu bilgileri şirketlerden talep ettiğini hatırlatmakta fayda var.<br />
Polis şirketlere gönderdiği yazı ile servis sağlayıcı şirketlerden abonelerinin bağlantı bilgileri (abone bilgileri, abonelerin bağlandıkları IP&#8217;ler, IP&#8217;ye bağlanan kullanıcı bilgileri, kullanıcıların canlı olarak bağlı oldukları IP&#8217;ler, IP&#8217;lerin canlı bağlantı bilgisi) istedi.<br />
Buna göre emniyet birimleri, servis sağlayıcı şirketler tarafından sağlanan, Internet üzerinden doğrudan erişim yetkisi çerçevesinde istediği bilgilere ulaşıp sorgulama yapabilecek.<br />
Çalışmaların seri halde gerçekleştirilmesi için de şirketler tarafından hazırlanacak ara yüz programını kullanabilecek.<br />
<br />
POLİS HAKLI MI YOKSA HAKSIZ MI<br />
<br />
Bu sorunun cevabı ister istemez kişisel hak ve özgürlükler ile de alakalı bir durum olarak karşımıza çıkıyor. Hukuk devletinde bu tür istekler sadece mahkeme kararı ile istenilmektedir. Yoksa gizli bir yazı ile bir şirkete mektup yazıp bütün abonelerin bana bilgisi ver demek hiçbir kanunun kabul edemeyeceği bir durumdur.<br />
Artı bu durumun ileriki dönemde daha da artacağı ve milli güvenlik zaafı bulunuyor diye daha da yaygınlaştırılması da düşülmektedir. Bunun örneğini ABD&#8217;de 11 Eylül sonrasında FBI isteği ile senaryoda geçen kanunlarda gördük. Şu an ABD her mail ve her Internet kullanıcısı adım adım izlenmektedir. Kim nerelere girdi mailinde ne tür yazılar yazdı istendiği anda bulunmakta.<br />
Kim internetten ne tür program film ve mp3 indirdi bilinmektedir. Şu an için bunlara hukuksal kılıfta bulunsa demokratik toplumlar içinde kabul edilemez bir istek olarak durmaktadır.Güvenlik bahanesi ile yapılan bu istekler toplumun geneline yaymak ne kadar doğrudur tartışılması gerekmektedir.<br />
Zaten bu tür sakıncalı kişilerin adımları her an takip edildiği bilinmektedir. Ama bütün toplumu birer terörist gibi veya sakıncalı kişiler gibi izlemek doğrumudur değimlidir bunun kararını siz okurlarımıza bırakıyorum.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[@ Sembolünün Anlamı]]></title>
			<link>http://www.forumeq.org/showthread.php?tid=157</link>
			<pubDate>Mon, 04 Aug 2008 20:40:48 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.forumeq.org/showthread.php?tid=157</guid>
			<description><![CDATA[Biraz komik görünümlü, kuyruğu tepesinden dolaşan bu küçük 'a' harfi, internetle beraber günümüzde en çok kullanılan sembollerden biri olmuştur. Sembolün gerçek orijini tam olarak bilinmemektedir. Dünya üzerinde genel kabul görmüş ortak bir isminin olmaması da şaşırtıcıdır. En çok kabul gören ismi İngilizce'deki 'at sign'dır. Bu sembole Almanlar 'at zeichen', İspanyollar 'arroba', Fransızlar 'arobase', Japonlar ise 'atto maak' adını vermişlerdir.<br />
<br />
'@' sembolü birçok ülkede şekil olarak değişik hayvanlarla özdeşleştirilir. Internet erişimi olan herkesin adres veya telefon numarasının bir çeşit karşılığı olan e-posta (e-mail) adresi vardır. İki bölümden oluşan bu elektronik posta adresini @ sembolü ikiye ayırır. Önceki kısım kişisel ad olan posta kutusunu, sonraki kısım ise internet servis sağlayıcının adını belirler.<br />
<br />
İkinci kısımdaki son birkaç karakter genellikle o kişinin bağlı olduğu kuruluşu ve ülkeyi gösterir. Örneğin, 'com' (ticari), 'gov' (hükümet), 'net' (ağ organizasyonu), 'edu' (eğitim), 'mil' (askeri) gibi. Bunların dışındakiler de 'org' (organizasyon) uzantısını taşırlar. Bunlardan sonra gelen karakterler ait olduğu ülkeyi belirlerler, tr (Türkiye), uk (İngiltere), fr (Fransa) gibi. 'us' uzantısını kullanması gereken ABD genellikle bir ülke kodu uzantısı kullanmaz.<br />
<br />
@ sembolünün orijini bir muammadır ama yine de iki hikaye var. Birinci hikayeye göre @ sembolünü Ortaçağ keşişlerinin yorgun elleri yaratmıştır. Matbaanın icadından önce çoğunluğu din konulu olan kitapların her bir kopyası elle yazılıyordu. Bu uzun ve yorucu işi keşişler yapıyorlardı, 'Tarafına, doğru, halinde içinde, yanında, hususunda üzerinde, beherine' gibi çeşitli birçok anlama gelen, Latince 'ad' kelimesinden türemiş 'at' kelimesi her ne kadar kısa bir kelime idiyse de kitaplarda o kadar çok tekrar ediliyordu ki sonunda usanan keşişler onu tek el hareketi ile yazacak şekilde, 't' yi 'a'nın üzerinden sola doğru aşırarak @ şekline dönüştürdüler.<br />
<br />
İkinci hikayeye göre sembol 'amphora' kelimesinin kısaltılmasıydı. O zamanlar 'amphora', hububat, baharat ve şarapların taşındığı fırında pişirilmiş küplerin ölçüm birimiydi. Giorgio Stabile isimli bir İtalyan araştırmacı 1492 tarihli Latince - İspanyolca sözlükte 'amphora'nm bir ağırlık ölçüsü olan 'arroba'ya çevrildiğini keşfetti. İspanyolların hala@ işaretini 'arroba' diye isimlendirmelerinin sebebi de bu olmalıdır.<br />
<br />
Stabile ayrıca, Floransalı tüccar Francesco Lapi'nin 1536'da yazdığı bir mektupta @ işaretini kullandığını da tespit etti. İşaret aynı zamanda uzak mesafeler arası ticareti belirtmek için de kullanılıyordu ama 18. yüzyılda kullanılışı birim başına bir fiyatı göstermek içindi. Örneğin, tanesi 5 Peni'den 10 portakal alınsa '10 portakal @ 5 Peni' şeklinde 'her biri' anlamında yazılıyordu.<br />
<br />
@ işareti ilk olarak 1885'te yazı makinelerinin ilk örneği olan Underwood'un klavyesinde kullanıldı. E-posta adresinin bir parçası olarak ise ilk olarak 1977 yılında Roy Tomlinson tarafından kullanılmıştır. Tomlinson'un amacı ise kimsenin adında bulunmayan ve karışıklığa yol açmayacak bir işareti kullanmaktı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Biraz komik görünümlü, kuyruğu tepesinden dolaşan bu küçük 'a' harfi, internetle beraber günümüzde en çok kullanılan sembollerden biri olmuştur. Sembolün gerçek orijini tam olarak bilinmemektedir. Dünya üzerinde genel kabul görmüş ortak bir isminin olmaması da şaşırtıcıdır. En çok kabul gören ismi İngilizce'deki 'at sign'dır. Bu sembole Almanlar 'at zeichen', İspanyollar 'arroba', Fransızlar 'arobase', Japonlar ise 'atto maak' adını vermişlerdir.<br />
<br />
'@' sembolü birçok ülkede şekil olarak değişik hayvanlarla özdeşleştirilir. Internet erişimi olan herkesin adres veya telefon numarasının bir çeşit karşılığı olan e-posta (e-mail) adresi vardır. İki bölümden oluşan bu elektronik posta adresini @ sembolü ikiye ayırır. Önceki kısım kişisel ad olan posta kutusunu, sonraki kısım ise internet servis sağlayıcının adını belirler.<br />
<br />
İkinci kısımdaki son birkaç karakter genellikle o kişinin bağlı olduğu kuruluşu ve ülkeyi gösterir. Örneğin, 'com' (ticari), 'gov' (hükümet), 'net' (ağ organizasyonu), 'edu' (eğitim), 'mil' (askeri) gibi. Bunların dışındakiler de 'org' (organizasyon) uzantısını taşırlar. Bunlardan sonra gelen karakterler ait olduğu ülkeyi belirlerler, tr (Türkiye), uk (İngiltere), fr (Fransa) gibi. 'us' uzantısını kullanması gereken ABD genellikle bir ülke kodu uzantısı kullanmaz.<br />
<br />
@ sembolünün orijini bir muammadır ama yine de iki hikaye var. Birinci hikayeye göre @ sembolünü Ortaçağ keşişlerinin yorgun elleri yaratmıştır. Matbaanın icadından önce çoğunluğu din konulu olan kitapların her bir kopyası elle yazılıyordu. Bu uzun ve yorucu işi keşişler yapıyorlardı, 'Tarafına, doğru, halinde içinde, yanında, hususunda üzerinde, beherine' gibi çeşitli birçok anlama gelen, Latince 'ad' kelimesinden türemiş 'at' kelimesi her ne kadar kısa bir kelime idiyse de kitaplarda o kadar çok tekrar ediliyordu ki sonunda usanan keşişler onu tek el hareketi ile yazacak şekilde, 't' yi 'a'nın üzerinden sola doğru aşırarak @ şekline dönüştürdüler.<br />
<br />
İkinci hikayeye göre sembol 'amphora' kelimesinin kısaltılmasıydı. O zamanlar 'amphora', hububat, baharat ve şarapların taşındığı fırında pişirilmiş küplerin ölçüm birimiydi. Giorgio Stabile isimli bir İtalyan araştırmacı 1492 tarihli Latince - İspanyolca sözlükte 'amphora'nm bir ağırlık ölçüsü olan 'arroba'ya çevrildiğini keşfetti. İspanyolların hala@ işaretini 'arroba' diye isimlendirmelerinin sebebi de bu olmalıdır.<br />
<br />
Stabile ayrıca, Floransalı tüccar Francesco Lapi'nin 1536'da yazdığı bir mektupta @ işaretini kullandığını da tespit etti. İşaret aynı zamanda uzak mesafeler arası ticareti belirtmek için de kullanılıyordu ama 18. yüzyılda kullanılışı birim başına bir fiyatı göstermek içindi. Örneğin, tanesi 5 Peni'den 10 portakal alınsa '10 portakal @ 5 Peni' şeklinde 'her biri' anlamında yazılıyordu.<br />
<br />
@ işareti ilk olarak 1885'te yazı makinelerinin ilk örneği olan Underwood'un klavyesinde kullanıldı. E-posta adresinin bir parçası olarak ise ilk olarak 1977 yılında Roy Tomlinson tarafından kullanılmıştır. Tomlinson'un amacı ise kimsenin adında bulunmayan ve karışıklığa yol açmayacak bir işareti kullanmaktı.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[illerimizin plaka numaraları]]></title>
			<link>http://www.forumeq.org/showthread.php?tid=156</link>
			<pubDate>Mon, 04 Aug 2008 20:39:39 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.forumeq.org/showthread.php?tid=156</guid>
			<description><![CDATA[01 ADANA<br />
02 ADIYAMAN<br />
03 AFYON<br />
04 AĞRI<br />
05 AMASYA<br />
06 ANKARA<br />
07 ANTALYA<br />
08 ARTVİN<br />
09 AYDIN<br />
10 BALIKESİR<br />
11 BİLECİK<br />
12 BİNGÖL<br />
13 BİTLİS<br />
14 BOLU<br />
15 BURDUR<br />
16 BURSA<br />
17 ÇANAKKALE<br />
18 ÇANKIRI<br />
19 ÇORUM<br />
20 DENİZLİ<br />
21 DİYARBAKIR<br />
22 EDİRNE<br />
23 ELAZIĞ<br />
24 ERZİNCAN<br />
25 ERZURUM<br />
26 ESKİŞEHİR<br />
27 GAZİANTEP<br />
28 GİRESUN<br />
29 GÜMÜŞHANE<br />
30 HAKKARİ<br />
31 HATAY<br />
32 ISPARTA<br />
33 İÇEL<br />
34 İSTANBUL<br />
35 İZMİR<br />
36 KARS<br />
37 KASTAMONU<br />
38 KAYSERİ<br />
39 KIRKLARELİ<br />
40 KIRŞEHİR<br />
41 KOCAELİ<br />
42 KONYA<br />
43 KÜTAHYA<br />
44 MALATYA<br />
45 MANİSA<br />
46 KAHRAMANMARAŞ<br />
47 MARDİN<br />
48 MUĞLA<br />
49 MUŞ<br />
50 NEVŞEHİR<br />
51 NİĞDE<br />
52 ORDU<br />
53 RİZE<br />
54 SAKARYA<br />
55 SAMSUN<br />
56 SİİRT<br />
57 SİNOP<br />
58 SİVAS<br />
59 TEKİRDAĞ<br />
60 TOKAT<br />
61 TRABZON<br />
62 TUNCELİ<br />
63 ŞANLIURFA<br />
64 UŞAK<br />
65 VAN<br />
66 YOZGAT<br />
67 ZONGULDAK<br />
68 AKSARAY<br />
69 BAYBURT<br />
70 KARAMAN<br />
71 KIRIKKALE<br />
72 BATMAN<br />
73 ŞIRNAK<br />
74 BARTIN<br />
75 ARDAHAN<br />
76 IĞDIR<br />
77 YALOVA<br />
78 KARABÜK<br />
79 KİLİS<br />
80 OSMANİYE<br />
81 DÜZCE]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[01 ADANA<br />
02 ADIYAMAN<br />
03 AFYON<br />
04 AĞRI<br />
05 AMASYA<br />
06 ANKARA<br />
07 ANTALYA<br />
08 ARTVİN<br />
09 AYDIN<br />
10 BALIKESİR<br />
11 BİLECİK<br />
12 BİNGÖL<br />
13 BİTLİS<br />
14 BOLU<br />
15 BURDUR<br />
16 BURSA<br />
17 ÇANAKKALE<br />
18 ÇANKIRI<br />
19 ÇORUM<br />
20 DENİZLİ<br />
21 DİYARBAKIR<br />
22 EDİRNE<br />
23 ELAZIĞ<br />
24 ERZİNCAN<br />
25 ERZURUM<br />
26 ESKİŞEHİR<br />
27 GAZİANTEP<br />
28 GİRESUN<br />
29 GÜMÜŞHANE<br />
30 HAKKARİ<br />
31 HATAY<br />
32 ISPARTA<br />
33 İÇEL<br />
34 İSTANBUL<br />
35 İZMİR<br />
36 KARS<br />
37 KASTAMONU<br />
38 KAYSERİ<br />
39 KIRKLARELİ<br />
40 KIRŞEHİR<br />
41 KOCAELİ<br />
42 KONYA<br />
43 KÜTAHYA<br />
44 MALATYA<br />
45 MANİSA<br />
46 KAHRAMANMARAŞ<br />
47 MARDİN<br />
48 MUĞLA<br />
49 MUŞ<br />
50 NEVŞEHİR<br />
51 NİĞDE<br />
52 ORDU<br />
53 RİZE<br />
54 SAKARYA<br />
55 SAMSUN<br />
56 SİİRT<br />
57 SİNOP<br />
58 SİVAS<br />
59 TEKİRDAĞ<br />
60 TOKAT<br />
61 TRABZON<br />
62 TUNCELİ<br />
63 ŞANLIURFA<br />
64 UŞAK<br />
65 VAN<br />
66 YOZGAT<br />
67 ZONGULDAK<br />
68 AKSARAY<br />
69 BAYBURT<br />
70 KARAMAN<br />
71 KIRIKKALE<br />
72 BATMAN<br />
73 ŞIRNAK<br />
74 BARTIN<br />
75 ARDAHAN<br />
76 IĞDIR<br />
77 YALOVA<br />
78 KARABÜK<br />
79 KİLİS<br />
80 OSMANİYE<br />
81 DÜZCE]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[esnerken ağız kapatma]]></title>
			<link>http://www.forumeq.org/showthread.php?tid=155</link>
			<pubDate>Mon, 04 Aug 2008 20:38:26 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.forumeq.org/showthread.php?tid=155</guid>
			<description><![CDATA[[/color]Esnerken ağzın kapatılması, çevreye rahatsız edici bir görüntü vermemek ve ağzın içinin görünmesini Önlemek için yapılan kibarca bir davranış şekli olarak düşünülebilir ama bu davranışın kökeninde nezaket değil korku yatıyor. Esnerken yapılan derin nefes alıp verme sırasında ruhun, yani yaşamın ağızdan kaçarak vücudu terk etmesi korkusu.<br />
<br />
Tarihte, bugün Ortadoğu diye adlandırdığımız bölgede yaşayan medeniyetlerde insanlar, yeni doğmuş ve yaşam savaşı veren bebeklerin çok sık esnediklerini gözlemlemişlerdi. Bebeklerin sık sık esnemeleri, solunuma az da olsa destek olduğu sanılan fizyolojik bir davranış olmasına rağmen o zamanlarda çok yüksek oranda olan bebek ölümlerinden bu esneme olayı sorumlu tutuluyordu.<br />
<br />
Bebekler esnerlerken ağızlarını kapatamadıklarından ruh oradan kolayca çıkıp gidebiliyordu. Bu nedenle Romalılar devrinde, doğumdan sonra birkaç ay süresince, annelerin esneyen bebeklerinin ağızlarını elleriyle kapatmaları zamanın alimleri tarafından tavsiye edilmekteydi.<br />
<br />
Bu şekilde, el ile kapatılan ağızdan ruhun kaçmaması için önlem alınmış oluyordu ama bir faydası daha vardı. İnsanlar esnemenin bulaşıcı olduğunu da görüyorlardı. Bir kişi esneyince çevresindekiler de esnemeye başlıyorlardı. Yani esneme olayı sadece esneyen için değil çevresindekiler için de tehlike yaratıyordu. Bulaşıcı bir hastalıktan farkı yoktu.<br />
<br />
Esnerken insanın hem kendisini hem de çevresindekileri korumak amacı ile ağzını kapatması ve esnerken başını bir başka yöne çevirmesi gibi esnedikten sonra karşısındakilere 'affedersiniz' demesi de 'sizi de tehlikeye soktum' anlamında bir özür ifadesi olarak insanların davranışlarına yerleşti kaldı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[[/color]Esnerken ağzın kapatılması, çevreye rahatsız edici bir görüntü vermemek ve ağzın içinin görünmesini Önlemek için yapılan kibarca bir davranış şekli olarak düşünülebilir ama bu davranışın kökeninde nezaket değil korku yatıyor. Esnerken yapılan derin nefes alıp verme sırasında ruhun, yani yaşamın ağızdan kaçarak vücudu terk etmesi korkusu.<br />
<br />
Tarihte, bugün Ortadoğu diye adlandırdığımız bölgede yaşayan medeniyetlerde insanlar, yeni doğmuş ve yaşam savaşı veren bebeklerin çok sık esnediklerini gözlemlemişlerdi. Bebeklerin sık sık esnemeleri, solunuma az da olsa destek olduğu sanılan fizyolojik bir davranış olmasına rağmen o zamanlarda çok yüksek oranda olan bebek ölümlerinden bu esneme olayı sorumlu tutuluyordu.<br />
<br />
Bebekler esnerlerken ağızlarını kapatamadıklarından ruh oradan kolayca çıkıp gidebiliyordu. Bu nedenle Romalılar devrinde, doğumdan sonra birkaç ay süresince, annelerin esneyen bebeklerinin ağızlarını elleriyle kapatmaları zamanın alimleri tarafından tavsiye edilmekteydi.<br />
<br />
Bu şekilde, el ile kapatılan ağızdan ruhun kaçmaması için önlem alınmış oluyordu ama bir faydası daha vardı. İnsanlar esnemenin bulaşıcı olduğunu da görüyorlardı. Bir kişi esneyince çevresindekiler de esnemeye başlıyorlardı. Yani esneme olayı sadece esneyen için değil çevresindekiler için de tehlike yaratıyordu. Bulaşıcı bir hastalıktan farkı yoktu.<br />
<br />
Esnerken insanın hem kendisini hem de çevresindekileri korumak amacı ile ağzını kapatması ve esnerken başını bir başka yöne çevirmesi gibi esnedikten sonra karşısındakilere 'affedersiniz' demesi de 'sizi de tehlikeye soktum' anlamında bir özür ifadesi olarak insanların davranışlarına yerleşti kaldı.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[bermuda şeytan üçgenin sırrı!!!]]></title>
			<link>http://www.forumeq.org/showthread.php?tid=154</link>
			<pubDate>Mon, 04 Aug 2008 20:37:23 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.forumeq.org/showthread.php?tid=154</guid>
			<description><![CDATA[Bermuda Şeytan Ücgeni Atlas Okyanusu'ndaki bu bölgede, özellikle son 60 yılda birçok gemi ve uçak kaybolmuş ve bunlardan geriye tek bir iz bile kalmamıştı. Kimsenin açıklama getiremediği bu esrarengiz fenomen, içinde bilimadamlarının da bulunduğu pek çok insan tarafindan "doğaüstü bir takım güçlerin yaptırımı" olarak algılandı ve oyle lanse edildi.<br />
<br />
Ancak, uzun yıllardır devam eden arastırmalar birkac yıl once bir sonuc verdi ve bu gizemli olayların aslında basit bir "dogalgaz cilvesi" olduğu acıklandı.<br />
Yer altından fıskıran dogal gazlar, sadece yuksek kara parçalarından değil,deniz ve okyanus tabanlarından da çıkarlar. çunku deniz tabanları da ustu suyla kaplanmıs alçak kara parçalarıdır.<br />
<br />
<br />
Ancak, okyanuslar çok derin altındaki bölgelerden çıkmak isteyen doğal gazlar, oradaki çok düşük ısının da etkisiyle katı hale donüsürler ve "hidrat" denilen beyaz ve tebesirimsi bir madde haline gelirler. çok derinlere dalabilen robot kameralarının bu bölgedeki karbeyaz okyanus tabanını ve bazı gemi enkazlarını resimlemesinden sonra konuya şu bilimsel açıklama getirilmistir:<br />
Bu bölge, Gulf Stream denilen sıcak su akıntısının da gectigi yerdir. Tabanın bazen ısınması yüzünden, bu "tebeşir gazlar" erir ve sudan hafif oldukları için yüzeye doğru yükselirler. O anda, tabandan yüzeye kadar bir boşluk (vakum-girdap) oluşur ve okyanus adeta delinir. O sırada oradan geçen yüzer ne varsa, derin bir kuyuya düser gibi hızla okyanusun dibini boylar. çünkü, gazın kaldırma kuvveti gemileri taşıyacak güce sahip değildir.<br />
<br />
Gaz yükselmesi sona erince boşluk tekrar suyla dolar ve geriye hiçbir iz kalmadan kocaman gemiler kilometrelerce derine gömülmüş olurlar. Uçakların düşerek kaybolması ise gene aynı sebeptendir. Yüzeye çıkan doğal gazlar , havadan da hafif oldukları için yükselmeye devam ederler.<br />
<br />
Bu kez vakum , bölgenin üzerindeki atmosferde oluşur. Oradan tesadüfen geçen bir uçak hemen irtifa kaybeder ve motorları durur. çünkü, motorlardaki benzinin yanması için oksijene ihtiyaç vardır ve o boşlukta hava olmadıgı için oksijen de olmaz. Böylece uçak da, hızla okyanus tabanını boylar]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bermuda Şeytan Ücgeni Atlas Okyanusu'ndaki bu bölgede, özellikle son 60 yılda birçok gemi ve uçak kaybolmuş ve bunlardan geriye tek bir iz bile kalmamıştı. Kimsenin açıklama getiremediği bu esrarengiz fenomen, içinde bilimadamlarının da bulunduğu pek çok insan tarafindan "doğaüstü bir takım güçlerin yaptırımı" olarak algılandı ve oyle lanse edildi.<br />
<br />
Ancak, uzun yıllardır devam eden arastırmalar birkac yıl once bir sonuc verdi ve bu gizemli olayların aslında basit bir "dogalgaz cilvesi" olduğu acıklandı.<br />
Yer altından fıskıran dogal gazlar, sadece yuksek kara parçalarından değil,deniz ve okyanus tabanlarından da çıkarlar. çunku deniz tabanları da ustu suyla kaplanmıs alçak kara parçalarıdır.<br />
<br />
<br />
Ancak, okyanuslar çok derin altındaki bölgelerden çıkmak isteyen doğal gazlar, oradaki çok düşük ısının da etkisiyle katı hale donüsürler ve "hidrat" denilen beyaz ve tebesirimsi bir madde haline gelirler. çok derinlere dalabilen robot kameralarının bu bölgedeki karbeyaz okyanus tabanını ve bazı gemi enkazlarını resimlemesinden sonra konuya şu bilimsel açıklama getirilmistir:<br />
Bu bölge, Gulf Stream denilen sıcak su akıntısının da gectigi yerdir. Tabanın bazen ısınması yüzünden, bu "tebeşir gazlar" erir ve sudan hafif oldukları için yüzeye doğru yükselirler. O anda, tabandan yüzeye kadar bir boşluk (vakum-girdap) oluşur ve okyanus adeta delinir. O sırada oradan geçen yüzer ne varsa, derin bir kuyuya düser gibi hızla okyanusun dibini boylar. çünkü, gazın kaldırma kuvveti gemileri taşıyacak güce sahip değildir.<br />
<br />
Gaz yükselmesi sona erince boşluk tekrar suyla dolar ve geriye hiçbir iz kalmadan kocaman gemiler kilometrelerce derine gömülmüş olurlar. Uçakların düşerek kaybolması ise gene aynı sebeptendir. Yüzeye çıkan doğal gazlar , havadan da hafif oldukları için yükselmeye devam ederler.<br />
<br />
Bu kez vakum , bölgenin üzerindeki atmosferde oluşur. Oradan tesadüfen geçen bir uçak hemen irtifa kaybeder ve motorları durur. çünkü, motorlardaki benzinin yanması için oksijene ihtiyaç vardır ve o boşlukta hava olmadıgı için oksijen de olmaz. Böylece uçak da, hızla okyanus tabanını boylar]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[dünyadaki 50 gerçek]]></title>
			<link>http://www.forumeq.org/showthread.php?tid=153</link>
			<pubDate>Mon, 04 Aug 2008 20:36:06 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.forumeq.org/showthread.php?tid=153</guid>
			<description><![CDATA[BBC Programcısı Jessica Williams, dünyanın röntgenini çekmiş.<br />
Tespitlerini ise "Dünyada Değişmesi Gereken 50 Gerçek" adını verdiği<br />
bir kitapta toplamış. İşte, dünyayı tersine çeviren 50<br />
gerçek...<br />
<br />
1- Bir Japon kadını ortalama 84 yıl, bir Botswanalı kadın sadece<br />
39 yıl yaşıyor.<br />
<br />
2- Dünyadaki obez nüfusun üçte biri, gelişmekte olan ülkelerde<br />
yaşıyor.<br />
<br />
3- ABD ve İngiltere, gelişmiş ülkeler arasında en yüksek erken<br />
hamilelik oranına sahip.<br />
<br />
4- Çin'de 44 milyon kadın kayıp.<br />
<br />
5- Brezilya'daki Avon kadınlarının sayısı, asker sayısından fazla.<br />
<br />
6- 2002'de idamların yüzde 81'i ABD, Çin ve İran'da gerçekleşti.<br />
<br />
7- İngiliz süpermarketleri, müşterileri hakkında hükümetten daha<br />
fazla bilgiye sahip.<br />
<br />
8- AB'deki her inek için verilen günlük 2.50 dolarlık sübvansiyon,<br />
Afrika'nın yüzde 75'inin günlük geçiminden daha fazla.<br />
<br />
9- 70'in üzerindeki ülkede aynı cinsten iki kişinin ilişkisi yasak,<br />
9'unda ise cezası ölüm.<br />
<br />
10- Dünya nüfusunun beşte biri, günlük 1 dolarında altında gelirle<br />
yaşıyor.<br />
<br />
11- Rusya'da yılda 12 binin üzerinde kadın aile içi şiddet sonucunda<br />
hayatını kaybediyor.<br />
<br />
12- 1 yılda 13.2 milyon Amerikalı, estetik ameliyat yaptırdı.<br />
<br />
13- Kara mayınları nedeniyle saatte bir insan ölüyor ve sakat<br />
kalıyor.<br />
<br />
14- Hindistan'da 44 milyon çocuk işçi var.<br />
<br />
15- Sanayileşmiş ülkelerde insanlar, günde 6-7 kg katkı maddesi<br />
yiyor.<br />
<br />
16- Dünyanın en çok kazanan sporcusu golfçu Tiger Woods, yılda 78<br />
milyon dolar, yani saniyede 148 dolar kazanıyor.<br />
<br />
17- Amerikalı 7 milyon kadın, 1 milyon erkek yeme bozukluğu çekiyor.<br />
<br />
18- 15 yaşındaki İngilizler'in yarısı uyuşturucu kullanmış, dörtte<br />
biri sigara içiyor.<br />
<br />
19- Washington'daki lobi endüstrisinde 67 bin kişi, her seçilmiş<br />
kongre üyesi için 125 kişi çalışıyor.<br />
<br />
20- Motorlu araçlar dakikada 2 insanı öldürüyor.<br />
<br />
21- 1977'den bu yana ABD'deki kürtaj kliniklerinde 80 bin şiddet ve<br />
taciz vakası yaşandı.<br />
<br />
22- Mc Donalds'ın altın kemerini tanıyanların sayısı, Hıristiyan<br />
tacını tanıyanlardan fazla.<br />
<br />
23- Kenya'da bir ailenin gelirinin üçte biri rüşvete gidiyor.<br />
<br />
24- Dünyadaki yasadışı uyuşturucu pazarı 400 milyar dolar.<br />
<br />
25- Amerikalılar'ın üçte biri, uzaylıların geldiğine inanıyor.<br />
<br />
26- 150'den fazla ülkede işkence var.<br />
<br />
27- Her gün dünya nüfusunun yedide biri, yani 800 milyon insan aç<br />
kalıyor.<br />
<br />
28- Amerikalı siyah erkeklerin hapse girme ihtimali, yüzde 33.<br />
<br />
29- Dünyanın üçte biri savaş halinde.<br />
<br />
30- Petrol rezervleri 2040'da tükenebilir.<br />
<br />
31- Sigara içenlerin yüzde 82'si gelişmekte olan ülkelerde yaşıyor.<br />
<br />
32- Dünya nüfusunun yüzde 70'i, bugüne dek hiç çevir sesi duymadı.<br />
<br />
33- Silahlı çatışmaların dörtte biri, doğal kaynakları ele geçirmek<br />
için yaşanıyor.<br />
<br />
34- Afrika'da 30 milyon kişi AIDS.<br />
<br />
35- Her yıl 10 dil ölüyor.<br />
<br />
36- İntiharla ölenlerin sayısı, çatışmalarda ölenlerden fazla.<br />
<br />
37- ABD'de her hafta ortalama 88 öğrenci sınıfa silah getiriyor.<br />
<br />
38- Dünyada en az 300 bin düşünce suçlusu var.<br />
<br />
39- Her yıl 2 milyon genç kız ve kadın sünnet ediliyor.<br />
<br />
40- Silahlı çatışmalarda 300 bin çocuk asker savaşıyor.<br />
<br />
41- İngiltere'de 2001 seçimlerinde 26 milyon kişi, Pop Idol'un ilk<br />
sezonunda 32 milyon kişi oy kullandı.<br />
<br />
42- ABD, pornografiye yılda 10 milyar dolar harcıyor.<br />
<br />
43- ABD, "haydut devlet" diye ilan ettiği 7 ülkeden 33 kat daha<br />
fazla askeri harcama yapıyor.<br />
<br />
44- Dünyada 27 milyon köle var.<br />
<br />
45- Amerikalılar çöpe saatte 2.5 milyon plastik şişe atıyor, yani<br />
her üç haftada bir Ay'a ulaşmaya yetecek uzunlukta şişe birikiyor.<br />
<br />
46- Sıradan bir İngiliz, günde yaklaşık 300 defa kameraya<br />
yakalanıyor.<br />
<br />
47- Her yıl 120 bin kadın veya genç kız, Batı Avrupa'ya satılıyor.<br />
<br />
48- Yeni Zelanda'dan İngiltere'ye uçakla getirilen bir tane kivi,<br />
atmosfere kendi ağırlığının 5 katı sera gazı salıyor.<br />
<br />
49- ABD'nin, BM'ye 1 milyar dolardan fazla borcu var.<br />
<br />
50- Yoksul aile çocuklarının psikolojik sorun yaşama ihtimali,<br />
zengin aile çocuklarına göre 3 kat daha fazla.<br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[BBC Programcısı Jessica Williams, dünyanın röntgenini çekmiş.<br />
Tespitlerini ise "Dünyada Değişmesi Gereken 50 Gerçek" adını verdiği<br />
bir kitapta toplamış. İşte, dünyayı tersine çeviren 50<br />
gerçek...<br />
<br />
1- Bir Japon kadını ortalama 84 yıl, bir Botswanalı kadın sadece<br />
39 yıl yaşıyor.<br />
<br />
2- Dünyadaki obez nüfusun üçte biri, gelişmekte olan ülkelerde<br />
yaşıyor.<br />
<br />
3- ABD ve İngiltere, gelişmiş ülkeler arasında en yüksek erken<br />
hamilelik oranına sahip.<br />
<br />
4- Çin'de 44 milyon kadın kayıp.<br />
<br />
5- Brezilya'daki Avon kadınlarının sayısı, asker sayısından fazla.<br />
<br />
6- 2002'de idamların yüzde 81'i ABD, Çin ve İran'da gerçekleşti.<br />
<br />
7- İngiliz süpermarketleri, müşterileri hakkında hükümetten daha<br />
fazla bilgiye sahip.<br />
<br />
8- AB'deki her inek için verilen günlük 2.50 dolarlık sübvansiyon,<br />
Afrika'nın yüzde 75'inin günlük geçiminden daha fazla.<br />
<br />
9- 70'in üzerindeki ülkede aynı cinsten iki kişinin ilişkisi yasak,<br />
9'unda ise cezası ölüm.<br />
<br />
10- Dünya nüfusunun beşte biri, günlük 1 dolarında altında gelirle<br />
yaşıyor.<br />
<br />
11- Rusya'da yılda 12 binin üzerinde kadın aile içi şiddet sonucunda<br />
hayatını kaybediyor.<br />
<br />
12- 1 yılda 13.2 milyon Amerikalı, estetik ameliyat yaptırdı.<br />
<br />
13- Kara mayınları nedeniyle saatte bir insan ölüyor ve sakat<br />
kalıyor.<br />
<br />
14- Hindistan'da 44 milyon çocuk işçi var.<br />
<br />
15- Sanayileşmiş ülkelerde insanlar, günde 6-7 kg katkı maddesi<br />
yiyor.<br />
<br />
16- Dünyanın en çok kazanan sporcusu golfçu Tiger Woods, yılda 78<br />
milyon dolar, yani saniyede 148 dolar kazanıyor.<br />
<br />
17- Amerikalı 7 milyon kadın, 1 milyon erkek yeme bozukluğu çekiyor.<br />
<br />
18- 15 yaşındaki İngilizler'in yarısı uyuşturucu kullanmış, dörtte<br />
biri sigara içiyor.<br />
<br />
19- Washington'daki lobi endüstrisinde 67 bin kişi, her seçilmiş<br />
kongre üyesi için 125 kişi çalışıyor.<br />
<br />
20- Motorlu araçlar dakikada 2 insanı öldürüyor.<br />
<br />
21- 1977'den bu yana ABD'deki kürtaj kliniklerinde 80 bin şiddet ve<br />
taciz vakası yaşandı.<br />
<br />
22- Mc Donalds'ın altın kemerini tanıyanların sayısı, Hıristiyan<br />
tacını tanıyanlardan fazla.<br />
<br />
23- Kenya'da bir ailenin gelirinin üçte biri rüşvete gidiyor.<br />
<br />
24- Dünyadaki yasadışı uyuşturucu pazarı 400 milyar dolar.<br />
<br />
25- Amerikalılar'ın üçte biri, uzaylıların geldiğine inanıyor.<br />
<br />
26- 150'den fazla ülkede işkence var.<br />
<br />
27- Her gün dünya nüfusunun yedide biri, yani 800 milyon insan aç<br />
kalıyor.<br />
<br />
28- Amerikalı siyah erkeklerin hapse girme ihtimali, yüzde 33.<br />
<br />
29- Dünyanın üçte biri savaş halinde.<br />
<br />
30- Petrol rezervleri 2040'da tükenebilir.<br />
<br />
31- Sigara içenlerin yüzde 82'si gelişmekte olan ülkelerde yaşıyor.<br />
<br />
32- Dünya nüfusunun yüzde 70'i, bugüne dek hiç çevir sesi duymadı.<br />
<br />
33- Silahlı çatışmaların dörtte biri, doğal kaynakları ele geçirmek<br />
için yaşanıyor.<br />
<br />
34- Afrika'da 30 milyon kişi AIDS.<br />
<br />
35- Her yıl 10 dil ölüyor.<br />
<br />
36- İntiharla ölenlerin sayısı, çatışmalarda ölenlerden fazla.<br />
<br />
37- ABD'de her hafta ortalama 88 öğrenci sınıfa silah getiriyor.<br />
<br />
38- Dünyada en az 300 bin düşünce suçlusu var.<br />
<br />
39- Her yıl 2 milyon genç kız ve kadın sünnet ediliyor.<br />
<br />
40- Silahlı çatışmalarda 300 bin çocuk asker savaşıyor.<br />
<br />
41- İngiltere'de 2001 seçimlerinde 26 milyon kişi, Pop Idol'un ilk<br />
sezonunda 32 milyon kişi oy kullandı.<br />
<br />
42- ABD, pornografiye yılda 10 milyar dolar harcıyor.<br />
<br />
43- ABD, "haydut devlet" diye ilan ettiği 7 ülkeden 33 kat daha<br />
fazla askeri harcama yapıyor.<br />
<br />
44- Dünyada 27 milyon köle var.<br />
<br />
45- Amerikalılar çöpe saatte 2.5 milyon plastik şişe atıyor, yani<br />
her üç haftada bir Ay'a ulaşmaya yetecek uzunlukta şişe birikiyor.<br />
<br />
46- Sıradan bir İngiliz, günde yaklaşık 300 defa kameraya<br />
yakalanıyor.<br />
<br />
47- Her yıl 120 bin kadın veya genç kız, Batı Avrupa'ya satılıyor.<br />
<br />
48- Yeni Zelanda'dan İngiltere'ye uçakla getirilen bir tane kivi,<br />
atmosfere kendi ağırlığının 5 katı sera gazı salıyor.<br />
<br />
49- ABD'nin, BM'ye 1 milyar dolardan fazla borcu var.<br />
<br />
50- Yoksul aile çocuklarının psikolojik sorun yaşama ihtimali,<br />
zengin aile çocuklarına göre 3 kat daha fazla.<br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[kitap özetleri]]></title>
			<link>http://www.forumeq.org/showthread.php?tid=152</link>
			<pubDate>Mon, 04 Aug 2008 20:30:03 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.forumeq.org/showthread.php?tid=152</guid>
			<description><![CDATA[kitap ve roman özetleri için: http://karlitorosdaglari.blogcu.com]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[kitap ve roman özetleri için: http://karlitorosdaglari.blogcu.com]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[rapidsharede download hızını arttırır]]></title>
			<link>http://www.forumeq.org/showthread.php?tid=151</link>
			<pubDate>Mon, 04 Aug 2008 20:26:54 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.forumeq.org/showthread.php?tid=151</guid>
			<description><![CDATA[[/size]Bildiğinizi gibi rapid premium olmayan kullancıların hızlarını kısıtlıyor. Bunun çözümü aşağıda.<br />
<br />
Yapacağınız şey çok basit;<br />
<br />
/windows/system32/drivers/etc klasöründe "hosts" adında bir dosya var.<br />
Aşağıdaki Rapid ip lerini aynen kopyala yapıştır ile dosyanın içine ekliyorsunuz ve bilgisayarı restart yapıyorsunuz. Bütün işlem bu kadar.<br />
<br />
62.67.57.7 dl3cg.rapidshare.de<br />
62.67.57.9 dl4cg.rapidshare.de<br />
62.67.57.11 dl5cg.rapidshare.de<br />
62.67.57.13 dl6cg.rapidshare.de<br />
62.67.57.15 dl7cg.rapidshare.de<br />
62.67.57.17 dl8cg.rapidshare.de<br />
62.67.57.19 dl9cg.rapidshare.de<br />
62.67.57.21 dl10cg.rapidshare.de<br />
62.67.57.23 dl11cg.rapidshare.de<br />
62.67.57.25 dl12cg.rapidshare.de<br />
62.67.57.27 dl13cg.rapidshare.de<br />
62.67.57.29 dl14cg.rapidshare.de<br />
62.67.57.31 dl15cg.rapidshare.de<br />
62.67.57.33 dl16cg.rapidshare.de<br />
62.67.57.35 dl17cg.rapidshare.de<br />
62.67.57.37 dl18cg.rapidshare.de<br />
62.67.57.39 dl19cg.rapidshare.de<br />
62.67.57.41 dl20cg.rapidshare.de<br />
62.67.57.43 dl21cg.rapidshare.de<br />
62.67.57.45 dl22cg.rapidshare.de<br />
62.67.57.47 dl23cg.rapidshare.de<br />
62.67.57.49 dl24cg.rapidshare.de<br />
62.67.57.51 dl25cg.rapidshare.de<br />
62.67.57.53 dl26cg.rapidshare.de<br />
62.67.56.195 dl27cg.rapidshare.de<br />
62.67.56.197 dl28cg.rapidshare.de<br />
62.67.56.199 dl29cg.rapidshare.de<br />
62.67.56.201 dl30cg.rapidshare.de<br />
62.67.56.203 dl31cg.rapidshare.de<br />
62.67.56.205 dl32cg.rapidshare.de<br />
62.67.56.207 dl33cg.rapidshare.de<br />
62.67.56.209 dl34cg.rapidshare.de<br />
62.67.56.211 dl35cg.rapidshare.de<br />
62.67.56.213 dl36cg.rapidshare.de<br />
62.67.56.215 dl37cg.rapidshare.de<br />
62.67.56.217 dl38cg.rapidshare.de<br />
62.67.56.219 dl39cg.rapidshare.de<br />
62.67.56.221 dl40cg.rapidshare.de<br />
62.67.56.223 dl41cg.rapidshare.de<br />
62.67.56.225 dl42cg.rapidshare.de<br />
62.67.56.227 dl43cg.rapidshare.de<br />
62.67.56.229 dl44cg.rapidshare.de<br />
62.67.56.231 dl45cg.rapidshare.de<br />
62.67.56.233 dl46cg.rapidshare.de<br />
62.67.56.235 dl47cg.rapidshare.de<br />
62.67.56.237 dl48cg.rapidshare.de<br />
62.67.56.239 dl49cg.rapidshare.de[/font]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[[/size]Bildiğinizi gibi rapid premium olmayan kullancıların hızlarını kısıtlıyor. Bunun çözümü aşağıda.<br />
<br />
Yapacağınız şey çok basit;<br />
<br />
/windows/system32/drivers/etc klasöründe "hosts" adında bir dosya var.<br />
Aşağıdaki Rapid ip lerini aynen kopyala yapıştır ile dosyanın içine ekliyorsunuz ve bilgisayarı restart yapıyorsunuz. Bütün işlem bu kadar.<br />
<br />
62.67.57.7 dl3cg.rapidshare.de<br />
62.67.57.9 dl4cg.rapidshare.de<br />
62.67.57.11 dl5cg.rapidshare.de<br />
62.67.57.13 dl6cg.rapidshare.de<br />
62.67.57.15 dl7cg.rapidshare.de<br />
62.67.57.17 dl8cg.rapidshare.de<br />
62.67.57.19 dl9cg.rapidshare.de<br />
62.67.57.21 dl10cg.rapidshare.de<br />
62.67.57.23 dl11cg.rapidshare.de<br />
62.67.57.25 dl12cg.rapidshare.de<br />
62.67.57.27 dl13cg.rapidshare.de<br />
62.67.57.29 dl14cg.rapidshare.de<br />
62.67.57.31 dl15cg.rapidshare.de<br />
62.67.57.33 dl16cg.rapidshare.de<br />
62.67.57.35 dl17cg.rapidshare.de<br />
62.67.57.37 dl18cg.rapidshare.de<br />
62.67.57.39 dl19cg.rapidshare.de<br />
62.67.57.41 dl20cg.rapidshare.de<br />
62.67.57.43 dl21cg.rapidshare.de<br />
62.67.57.45 dl22cg.rapidshare.de<br />
62.67.57.47 dl23cg.rapidshare.de<br />
62.67.57.49 dl24cg.rapidshare.de<br />
62.67.57.51 dl25cg.rapidshare.de<br />
62.67.57.53 dl26cg.rapidshare.de<br />
62.67.56.195 dl27cg.rapidshare.de<br />
62.67.56.197 dl28cg.rapidshare.de<br />
62.67.56.199 dl29cg.rapidshare.de<br />
62.67.56.201 dl30cg.rapidshare.de<br />
62.67.56.203 dl31cg.rapidshare.de<br />
62.67.56.205 dl32cg.rapidshare.de<br />
62.67.56.207 dl33cg.rapidshare.de<br />
62.67.56.209 dl34cg.rapidshare.de<br />
62.67.56.211 dl35cg.rapidshare.de<br />
62.67.56.213 dl36cg.rapidshare.de<br />
62.67.56.215 dl37cg.rapidshare.de<br />
62.67.56.217 dl38cg.rapidshare.de<br />
62.67.56.219 dl39cg.rapidshare.de<br />
62.67.56.221 dl40cg.rapidshare.de<br />
62.67.56.223 dl41cg.rapidshare.de<br />
62.67.56.225 dl42cg.rapidshare.de<br />
62.67.56.227 dl43cg.rapidshare.de<br />
62.67.56.229 dl44cg.rapidshare.de<br />
62.67.56.231 dl45cg.rapidshare.de<br />
62.67.56.233 dl46cg.rapidshare.de<br />
62.67.56.235 dl47cg.rapidshare.de<br />
62.67.56.237 dl48cg.rapidshare.de<br />
62.67.56.239 dl49cg.rapidshare.de[/font]]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Faks Kurulumu]]></title>
			<link>http://www.forumeq.org/showthread.php?tid=150</link>
			<pubDate>Mon, 04 Aug 2008 20:20:32 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.forumeq.org/showthread.php?tid=150</guid>
			<description><![CDATA[Modem Kurulumu<br />
<br />
Bilgisayardan fax alıp gönderebilmek için sisteminiz de 56 k fax\modem bulunmalıdır. Eğer kurulu değilse bilgisayarınıza tanıtılması gerekir.<br />
<br />
Faks Hizmetleri Kurulumu<br />
<br />
Faks hizmetleri Windows&#8217;a yüklü olarak gelmemektedir. Kurmak için aşağıdakileri yapmanız gerekmektedir.<br />
&#8226; Denetim Masası &#8211; Program Ekle\Kaldır seçeneğine gidip Windows Bileşenlerini Ekle veya Kaldır&#8217;a tıklayın.<br />
&#8226; Faks hizmetleri onay kutusunu etkinleştirin. Windows XP CD sini optik sürücünüze yerleştirdikten sonra İleri ye Basın. İşlem sona erince Tamam&#8217;a basın..<br />
<br />
Faks Servislerini Yapılandırma<br />
<br />
Faks servisini çalıştırmak için Başlat &#8211; Programlar &#8211; Donatılar &#8211; İletişim &#8211; Faks yolu adımlarını takip ediniz. Faks Konsoluna tıklayın. Karşınıza Faks Yapılandırma sihirbazı gelecektir.<br />
Faks yapılandırma sihirbazı açıldıktan sonra ileriye basın ve gereken alanları doldurun.<br />
Açılan listeden modemi seçtikten sonra Alımı Etkinleştir seçeneğine tıklayın ve yanıtlama modunu seçin. Faks ile birlikte gönderilecek faks numaranızı ve işyeri adınızı belirten CSID ve TSID bilgileriniz girin.<br />
Yönlendirme seçeneklerine ulaşmak için ileri ye tıklayın. Bu kısımda gelen faksların belli bir yazıcıdan basılmasını yada bir kopyasının bir klasörde saklanmasını belirtebilirsiniz.<br />
Son&#8217;a bastığınızda yaptığınız ayarlar kaydedilir.<br />
<br />
Faks Yollama<br />
<br />
Artık göndermek istediğimiz faksı &#8220;yazdır&#8221; komutu bulunan her yerden gönderebilirsiniz.<br />
Sözgelimi bir word belgesinin içeriğini fakslamak istiyorsunuz. Dosya\Yazdır seçeneğine gidin ve yazıcıyı Faks olarak değiştirin. Tamam&#8217;a tıkladığınızda karşınıza Faks gönderme sihirbazı gelecektir. Alıcının adını ve faks numarasını girin ardından ekle ye tıklayın.<br />
Faksın gönderiliş saatini ve önceliğini seçin. Son&#8217;a bastığınızda faks belirttiğiniz vakitte gönderilecektir.<br />
<br />
Faks Almak<br />
<br />
Faks almak için Faks konsolunu açık bırakın. Eğer telefon çaldıktan sonra faksı devreye girecek şekilde ayarlarsanız mesaj kendiliğinden alınacaktır.<br />
Bir faksı otomatik olarak değil de Elle almak için Dosya\Şimdi Al komutunu ya da faks çağrısı sırasında Şimdi Al düğmesine basın.<br />
Gelen Faksı konsoldaki Gelenler klasöründen görüntüleyebilirsiniz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Modem Kurulumu<br />
<br />
Bilgisayardan fax alıp gönderebilmek için sisteminiz de 56 k fax\modem bulunmalıdır. Eğer kurulu değilse bilgisayarınıza tanıtılması gerekir.<br />
<br />
Faks Hizmetleri Kurulumu<br />
<br />
Faks hizmetleri Windows&#8217;a yüklü olarak gelmemektedir. Kurmak için aşağıdakileri yapmanız gerekmektedir.<br />
&#8226; Denetim Masası &#8211; Program Ekle\Kaldır seçeneğine gidip Windows Bileşenlerini Ekle veya Kaldır&#8217;a tıklayın.<br />
&#8226; Faks hizmetleri onay kutusunu etkinleştirin. Windows XP CD sini optik sürücünüze yerleştirdikten sonra İleri ye Basın. İşlem sona erince Tamam&#8217;a basın..<br />
<br />
Faks Servislerini Yapılandırma<br />
<br />
Faks servisini çalıştırmak için Başlat &#8211; Programlar &#8211; Donatılar &#8211; İletişim &#8211; Faks yolu adımlarını takip ediniz. Faks Konsoluna tıklayın. Karşınıza Faks Yapılandırma sihirbazı gelecektir.<br />
Faks yapılandırma sihirbazı açıldıktan sonra ileriye basın ve gereken alanları doldurun.<br />
Açılan listeden modemi seçtikten sonra Alımı Etkinleştir seçeneğine tıklayın ve yanıtlama modunu seçin. Faks ile birlikte gönderilecek faks numaranızı ve işyeri adınızı belirten CSID ve TSID bilgileriniz girin.<br />
Yönlendirme seçeneklerine ulaşmak için ileri ye tıklayın. Bu kısımda gelen faksların belli bir yazıcıdan basılmasını yada bir kopyasının bir klasörde saklanmasını belirtebilirsiniz.<br />
Son&#8217;a bastığınızda yaptığınız ayarlar kaydedilir.<br />
<br />
Faks Yollama<br />
<br />
Artık göndermek istediğimiz faksı &#8220;yazdır&#8221; komutu bulunan her yerden gönderebilirsiniz.<br />
Sözgelimi bir word belgesinin içeriğini fakslamak istiyorsunuz. Dosya\Yazdır seçeneğine gidin ve yazıcıyı Faks olarak değiştirin. Tamam&#8217;a tıkladığınızda karşınıza Faks gönderme sihirbazı gelecektir. Alıcının adını ve faks numarasını girin ardından ekle ye tıklayın.<br />
Faksın gönderiliş saatini ve önceliğini seçin. Son&#8217;a bastığınızda faks belirttiğiniz vakitte gönderilecektir.<br />
<br />
Faks Almak<br />
<br />
Faks almak için Faks konsolunu açık bırakın. Eğer telefon çaldıktan sonra faksı devreye girecek şekilde ayarlarsanız mesaj kendiliğinden alınacaktır.<br />
Bir faksı otomatik olarak değil de Elle almak için Dosya\Şimdi Al komutunu ya da faks çağrısı sırasında Şimdi Al düğmesine basın.<br />
Gelen Faksı konsoldaki Gelenler klasöründen görüntüleyebilirsiniz.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[2 PC yi Bağlamak...]]></title>
			<link>http://www.forumeq.org/showthread.php?tid=149</link>
			<pubDate>Mon, 04 Aug 2008 20:17:11 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.forumeq.org/showthread.php?tid=149</guid>
			<description><![CDATA[arkadaşlar 2 pc yi bağlamak ta sorun yaşayan arkadaşlar için kesin bir yöntemdir ve detaylı bir anlatımdır.bağlayın pcleri dalın mp3*video paylaşıma*multiplayer oyuna oyunların bile direk kurulmuş halini paylaşın..<br />
<br />
ilk olarak cross cable(çapraz ethernet kablo) yaptırın herhangi pc serviste veya internet cafede yaptırın.fiyatı cüzi bir miktardır..<br />
resim 2 deki gibidir:<br />
<br />
1.öncelikle pc lerin çalışma grup adını aynı yapmanız gerekmektedir.en can alıcı kısım da bu zaten resimdeki gibi bir isim atayın ama 2 pc dede isimler aynı olmalı örneğin workgroup olabilir.bilgisayarıma sağ tıklayın* özellikler*bilgisayar adı*değiştir e tıklayın aynen resimdeki gibi:<br />
<br />
2.ardından pclere ip atayın kafanıza göre.başlattan çalıştır a tıklayın ve ncpa.cpl yazın ok.ve karşınızda network bağlantıları çıktı:burdan ethernet kartınızın<br />
<br />
kullandığı yani internete bağlandığınız enable-disable ettiğiniz bağlatı sekemsine sağ tıklayın ve özellikler deyin.ve network protokol e gelip tekrar özellikler deyin.ve resimdeki gibi örnek ip leri girin.kendiniz için 192.168.0.250 ve<br />
<br />
diğer pc için 192.168.0.251 girin.default gateway 2 pc içinde aynı olcak.burdaki ipleri aynen girerseniz sorun yaşamazsınız DNS girmiyoruz..<br />
internete tekrar bağlanmak için ipleri otomatik alıyorsanız(adsl gibi) sorun yok ama ip ile internete giriyorsanız(LAN vs..) eski iplerinizi bi yere not etmeyi unutmayın! aynen resimdeki gibi:<br />
<br />
3.ve son olarak sabit diskleri paylaşıma açmak.bilgisayarımdan C: ye sağ tıklayın ve özellikler deyin.ardından sharing(paylaşım sekmesinden) ağ paylaşımı ve güvenlik sekmesinden "bu klasörü ağ da paylaşıma aç" a tıklayın ve ok.<br />
hangi sabit diski paylaşıma açarsanız açın sizin seçiminiz<br />
<br />
<br />
not:2 pc yi bağlamadan önce kesinlikle Antivirus*firewall programlarınızı devre dışı bırakmanızı öneriyorum.yoksa sorun yaşayabilirsiniz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[arkadaşlar 2 pc yi bağlamak ta sorun yaşayan arkadaşlar için kesin bir yöntemdir ve detaylı bir anlatımdır.bağlayın pcleri dalın mp3*video paylaşıma*multiplayer oyuna oyunların bile direk kurulmuş halini paylaşın..<br />
<br />
ilk olarak cross cable(çapraz ethernet kablo) yaptırın herhangi pc serviste veya internet cafede yaptırın.fiyatı cüzi bir miktardır..<br />
resim 2 deki gibidir:<br />
<br />
1.öncelikle pc lerin çalışma grup adını aynı yapmanız gerekmektedir.en can alıcı kısım da bu zaten resimdeki gibi bir isim atayın ama 2 pc dede isimler aynı olmalı örneğin workgroup olabilir.bilgisayarıma sağ tıklayın* özellikler*bilgisayar adı*değiştir e tıklayın aynen resimdeki gibi:<br />
<br />
2.ardından pclere ip atayın kafanıza göre.başlattan çalıştır a tıklayın ve ncpa.cpl yazın ok.ve karşınızda network bağlantıları çıktı:burdan ethernet kartınızın<br />
<br />
kullandığı yani internete bağlandığınız enable-disable ettiğiniz bağlatı sekemsine sağ tıklayın ve özellikler deyin.ve network protokol e gelip tekrar özellikler deyin.ve resimdeki gibi örnek ip leri girin.kendiniz için 192.168.0.250 ve<br />
<br />
diğer pc için 192.168.0.251 girin.default gateway 2 pc içinde aynı olcak.burdaki ipleri aynen girerseniz sorun yaşamazsınız DNS girmiyoruz..<br />
internete tekrar bağlanmak için ipleri otomatik alıyorsanız(adsl gibi) sorun yok ama ip ile internete giriyorsanız(LAN vs..) eski iplerinizi bi yere not etmeyi unutmayın! aynen resimdeki gibi:<br />
<br />
3.ve son olarak sabit diskleri paylaşıma açmak.bilgisayarımdan C: ye sağ tıklayın ve özellikler deyin.ardından sharing(paylaşım sekmesinden) ağ paylaşımı ve güvenlik sekmesinden "bu klasörü ağ da paylaşıma aç" a tıklayın ve ok.<br />
hangi sabit diski paylaşıma açarsanız açın sizin seçiminiz<br />
<br />
<br />
not:2 pc yi bağlamadan önce kesinlikle Antivirus*firewall programlarınızı devre dışı bırakmanızı öneriyorum.yoksa sorun yaşayabilirsiniz.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İstiklal marşı Türk bayragının üstünde .gif olarak]]></title>
			<link>http://www.forumeq.org/showthread.php?tid=148</link>
			<pubDate>Mon, 04 Aug 2008 20:07:45 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.forumeq.org/showthread.php?tid=148</guid>
			<description><![CDATA[<br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Pkk'ya Verdiğimiz İlk Şehit !]]></title>
			<link>http://www.forumeq.org/showthread.php?tid=147</link>
			<pubDate>Mon, 04 Aug 2008 20:05:16 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.forumeq.org/showthread.php?tid=147</guid>
			<description><![CDATA[Yazıyı Dikkatle Baştan Sona Okuyun.Ben Okudum..Çok Güzel Bir Yazı ;<br />
<br />
Yıllardan 84.<br />
Günlerden Ağustos'un 15'i...<br />
Saat 21.30 suları...<br />
Kavurucu sıcaklık, ayaza dönmüş... Gecenin karanlığı örtmeye başlamış ortalığı, usul usul...<br />
Tok vuruşlar yırtıyor geceyi aniden, peş peşe...<br />
Kalleş "Kaleş" sesi duyuyor memleket, tarihinde ilk kez.<br />
Eruh basılıyor...<br />
<br />
Bölücü örgütün ilk silahlı saldırısıdır bu.<br />
Milat...<br />
"Kim yaptı?" desek, herkes PKK der...<br />
Peki, "O saldırıyı kim yönetti?" desek, pek bilen çıkmaz.<br />
<br />
Soruyu şöyle soralım o halde:<br />
"Mahsun Korkmaz kim?"<br />
Bildiniz değil mi...<br />
Bilirsiniz...<br />
Üzerinde "Mahsun Korkmaz Akademisi" yazan terör yuvasının fotoğrafı o kadar çok yer almıştır ki basınımızda, hemen herkes bilir...<br />
15 Ağustos 84'te PKK'nın yaptığı ilk silahlı saldırının elebaşıdır o...<br />
Örgüt tarafından "onore" edilmiş; Türk Basını tarafından da maalesef "reklamı" yapılmıştır defalarca...<br />
Bu nedenle bilirsiniz...<br />
<br />
Peki, "Süleyman Aydın kim?" diye sorsak, kaç kişi cevap verebilir?<br />
Hiç mi? Hiç...<br />
Süleyman Aydın, Mahsun Korkmaz'ın yaptığı ilk PKK baskınında şehit düşen evladımızın ismidir.<br />
Var mı onun adına bir akademi? Yok...<br />
<br />
Sen örgüt celladının zırt pırt reklamının yapılmasına izin veriyor, kendi şehidinin unutulup gitmesine göz yumuyorsan eğer... Ne hakla bağırıyorsun ki, "Şehitler Ölmez" diye...<br />
<br />
Dün izliyorum, Gümüşhane'den gelen görüntüleri atv Haber'deki arkadaşlarımla birlikte...<br />
Hepsi yılların gazetecisi.<br />
Neler gördü gözleri...<br />
Doktorlar ölüme acıya alışır ya mecburen zamanla, onun gibi...<br />
Ama bu gördüğümüz, yüreği nasır tutmuş gazeteciler için bile katlanması çok zor bir tablo...<br />
Kimi dudağını ısırıyor çaresizce, kimi ağlıyor gizlemeden yüreklice...<br />
Gencecik Nihal öğretmen, sadece 1.5 ay önce evlendiği dünya yakışıklısı teğmen eşi Tuna'nın ay yıldızlı cenazesini kucaklamaya çalışıyor görüntülerde...<br />
Damatlıkla göndermiş, kefenle geri gelmiş.<br />
Sol kolunda yara bandı var; belli ki, sakinleştirici verilmiş talihsiz geline...<br />
Ama ne çare.<br />
Bir yumrukluyor tabutu sesini duyar belki diye, bir sürüyor ellerini, saçını okşar gibi...<br />
Ve hep aynı kelimeyi haykırıyor tekrar tekrar:<br />
"Koçum... Koçum..."<br />
<br />
Gitti Nihal'in koçu...<br />
O ömrü boyunca unutmayacak.<br />
Peki ya biz?<br />
"Unutmamalı, sevgiyle anmalı" cümlesi, sadece Tarkan'ı hatırlatıyorsa bir millete.<br />
Elden ne gelir ki...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Yazıyı Dikkatle Baştan Sona Okuyun.Ben Okudum..Çok Güzel Bir Yazı ;<br />
<br />
Yıllardan 84.<br />
Günlerden Ağustos'un 15'i...<br />
Saat 21.30 suları...<br />
Kavurucu sıcaklık, ayaza dönmüş... Gecenin karanlığı örtmeye başlamış ortalığı, usul usul...<br />
Tok vuruşlar yırtıyor geceyi aniden, peş peşe...<br />
Kalleş "Kaleş" sesi duyuyor memleket, tarihinde ilk kez.<br />
Eruh basılıyor...<br />
<br />
Bölücü örgütün ilk silahlı saldırısıdır bu.<br />
Milat...<br />
"Kim yaptı?" desek, herkes PKK der...<br />
Peki, "O saldırıyı kim yönetti?" desek, pek bilen çıkmaz.<br />
<br />
Soruyu şöyle soralım o halde:<br />
"Mahsun Korkmaz kim?"<br />
Bildiniz değil mi...<br />
Bilirsiniz...<br />
Üzerinde "Mahsun Korkmaz Akademisi" yazan terör yuvasının fotoğrafı o kadar çok yer almıştır ki basınımızda, hemen herkes bilir...<br />
15 Ağustos 84'te PKK'nın yaptığı ilk silahlı saldırının elebaşıdır o...<br />
Örgüt tarafından "onore" edilmiş; Türk Basını tarafından da maalesef "reklamı" yapılmıştır defalarca...<br />
Bu nedenle bilirsiniz...<br />
<br />
Peki, "Süleyman Aydın kim?" diye sorsak, kaç kişi cevap verebilir?<br />
Hiç mi? Hiç...<br />
Süleyman Aydın, Mahsun Korkmaz'ın yaptığı ilk PKK baskınında şehit düşen evladımızın ismidir.<br />
Var mı onun adına bir akademi? Yok...<br />
<br />
Sen örgüt celladının zırt pırt reklamının yapılmasına izin veriyor, kendi şehidinin unutulup gitmesine göz yumuyorsan eğer... Ne hakla bağırıyorsun ki, "Şehitler Ölmez" diye...<br />
<br />
Dün izliyorum, Gümüşhane'den gelen görüntüleri atv Haber'deki arkadaşlarımla birlikte...<br />
Hepsi yılların gazetecisi.<br />
Neler gördü gözleri...<br />
Doktorlar ölüme acıya alışır ya mecburen zamanla, onun gibi...<br />
Ama bu gördüğümüz, yüreği nasır tutmuş gazeteciler için bile katlanması çok zor bir tablo...<br />
Kimi dudağını ısırıyor çaresizce, kimi ağlıyor gizlemeden yüreklice...<br />
Gencecik Nihal öğretmen, sadece 1.5 ay önce evlendiği dünya yakışıklısı teğmen eşi Tuna'nın ay yıldızlı cenazesini kucaklamaya çalışıyor görüntülerde...<br />
Damatlıkla göndermiş, kefenle geri gelmiş.<br />
Sol kolunda yara bandı var; belli ki, sakinleştirici verilmiş talihsiz geline...<br />
Ama ne çare.<br />
Bir yumrukluyor tabutu sesini duyar belki diye, bir sürüyor ellerini, saçını okşar gibi...<br />
Ve hep aynı kelimeyi haykırıyor tekrar tekrar:<br />
"Koçum... Koçum..."<br />
<br />
Gitti Nihal'in koçu...<br />
O ömrü boyunca unutmayacak.<br />
Peki ya biz?<br />
"Unutmamalı, sevgiyle anmalı" cümlesi, sadece Tarkan'ı hatırlatıyorsa bir millete.<br />
Elden ne gelir ki...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[TÜfek Bozuk DeĞİl Aslanim Senİn ParmaĞin KopmuŞ(Çanakkale SavaŞindan)]]></title>
			<link>http://www.forumeq.org/showthread.php?tid=146</link>
			<pubDate>Mon, 04 Aug 2008 20:02:28 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.forumeq.org/showthread.php?tid=146</guid>
			<description><![CDATA[Ezine Geyikli bucağından Halil Helvacı anlatıyor:<br />
1892 doğumluyum. Çanakkalede üç sene bulundum. 27. Alaydanım. Üç sene Seddülbahir ve Arıburnunda çarpıştım.Bir keresinde üç gün süngü harbi yaptık düşmanla. Üç günün sonunda yedi kişi kalmışız. Bizi çavuş yaptılar ve her birimize 10 ar tane er verdiler.<br />
Bir gün Arıburnunda mevzilerden düşmana doğru ateş ediyoruz. Çekiyorum tetiği, çekiyorum, çekiyorum tüfek patlamıyor, ateş almıyor. Tüfek bozuldu herhalde, dedim. Bir arkadaş vardı yanımda ona dedim:<br />
-Bak hele benim tüfek bozulmuş, ateşlemiyor.<br />
Arkadaş bir baktı benden yana.<br />
-Ne bozulmuşu yahu, senin parmak gitmiş, dedi.<br />
Ben o zaman acısını duydum işte. Cız etti içim. Bir kurşun gelmiş, tetiği çektiğim parmağımı alıp ***ürmüş, orta yerinden.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Ezine Geyikli bucağından Halil Helvacı anlatıyor:<br />
1892 doğumluyum. Çanakkalede üç sene bulundum. 27. Alaydanım. Üç sene Seddülbahir ve Arıburnunda çarpıştım.Bir keresinde üç gün süngü harbi yaptık düşmanla. Üç günün sonunda yedi kişi kalmışız. Bizi çavuş yaptılar ve her birimize 10 ar tane er verdiler.<br />
Bir gün Arıburnunda mevzilerden düşmana doğru ateş ediyoruz. Çekiyorum tetiği, çekiyorum, çekiyorum tüfek patlamıyor, ateş almıyor. Tüfek bozuldu herhalde, dedim. Bir arkadaş vardı yanımda ona dedim:<br />
-Bak hele benim tüfek bozulmuş, ateşlemiyor.<br />
Arkadaş bir baktı benden yana.<br />
-Ne bozulmuşu yahu, senin parmak gitmiş, dedi.<br />
Ben o zaman acısını duydum işte. Cız etti içim. Bir kurşun gelmiş, tetiği çektiğim parmağımı alıp ***ürmüş, orta yerinden.]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>